Adanalı Hasan Kolcuoğlu Ataşehir (Daymos Restaurant)

Adanalı dediğime bakmayın, bu restaurant Adana’da hizmet verse para kazanamaz. Adana’daki Hasan Kolcuoğlu’nun aynısı, aynı adamın restaurantı, fakat içinin Adana ile alakası yok. Gideli bir iki hafta kadar oluyor; fakat sinirim hala geçmedi. Kısaca anlatayım.

Aylardır Adana’ya gitmemişim, canım nasıl kebap çekiyor – ki bir Adanalı olarak kebabı çok seven birisi de değilim. İlker ve Güneş’i kandırdım, evin yakınındaki lüks görünümlü bu Kolcuoğlu’na götürdüm. Oturduk; daha dakika bir gol bir: Garson geldi (adı Ahmet olsun), sadece fix menü verdiklerini, bu menüye meze, ana yemek, içecek, meyve, tatlı ve çayın dahil olduğunu, fiyatın da 55 lira olduğunu söyledi. Ben karışık ızgara alıp alamayacağımı sorduğumda da ana yemeğin metrelik kebap ve karışık ızgaradan oluştuğunu, ortaya geldiğini ve sınırsız olduğunu söyledi. Sonra biz Ahmet adlı bu arkadaşımıza dedik ki, “bak emin misin, sınırsız et diyorsun, biz çok yeriz.” Bir kere dedik, onayladı; iki kere dedik, onayladı. “İyi bari,” dedik. Şu noktadan anlayacağınız üzere et sınırsız değildi, ama oraya sonra geleceğim.

Ahmet gitti. Şalgamımız geldi, masa mezeyle donatıldı. Mezeler gerçekten harikaydı, söylemeden edemeyeceğim. Çeşit oldukça boldu ve mezeler lezzetliydi. Mezeler bitmeye yakın bizim ana yemeği ocağa atmalarını söyledik ve yaklaşık 25-30 dk. sonra ortaya üç kişilik bir kebap, üçer adet tavuk kanat, kuzu pirzola vs. geldi. Tabii bitmesi 5 dk. sürmedi. :) Ahmet’e el ettik, “sen bize bi tane daha attır,” dedik. Ahmet ciddi ciddi ne dese beğenirsiniz: “Ama abi mezeler bitmemiş.” “Yavaş yavaş Ahmet, yemekle yenecek onlar,” dedim, Ahmet de şefine iletmeye gitti. Biz yine bir 25-30 dk. daha bekledik, bu arada Ahmet ortalardan kayboluverdi.

Neyse, farklı bir garsona bakınmaya başlarken, “beklerken doymak” eylemini yaşayamadık, biz yine acıktık. Çünkü porsiyon yeterli gelmemişti. Az sonra garsonun biri ortaya “tek kişilik kebap” getirdi. Hadi bakalım. O arada Ahmet’i gördük, “bu ne?” dedim, “yeter mi bu? Sınırsız dediğin bu muydu?” diye de ekledim. Ahmet de “daha var abi et, merak etmeyin,” dedi. “İyi o zaman, bu biter şimdi, sen tekrar attır ocağa,” dedim. 2 dakika sürmedi bitmesi. Bizim üstümüzde bir sinir hali baş göstermeye başladı. En çok da bende. Adanalı olan benim, Kolcuoğlu’nu öven benim, gelen yemeğe bak. Ayrıca şimdi aklıma geldi bak, arka fonda da caz çalıyorlardı. Öyle kebapçı mı olur lan!

Neyse efendim, biz bi 20 dk daha bekledik. İnatla bekledik. Bu sefer de ortaya 2 kişilik bir kebap geldi; fakat o andan sonra Ahmet’i bir türlü ortalarda göremedik. Kebabı masaya koydukları gibi tatlı tabaklarını da masaya koydular. Al sana ikinci falso. Daha açık bir şekilde “daha yemeyin!” diyemezlerdi. Yemedik. İstemedik daha fazla üstüne; bakalım dedik ne olacak. Yine bol çeşit meyvemiz geldi, tatlımız geldi, çayımız geldi. Güzelce yedik, içtik. Benim tepem attığı için pek keyif alamadım ama neyse. Daha bitmedi. Dedik bir hesabı isteyelim.

Ahmet ortalarda olmadığı için farklı bir garsonu çağırdık. Çağırmamız da 5 dk sürdü. Garsonlar bir ilgili, bir ilgili ki anlatamam. İstedik hesabı, gelmesi de bir 5 dk aldı. Burda bir anlığına durup, bu vakit olayını kesinlikle abartmadığımı da söylemek istiyorum. Her seferinde fazlaca bekledik. Hesap geldiğindeyse ayrı bir şokla karşılaştık. Elemanlar sonradan getirdikleri 2. ve 3. kebapları da hesaba eklemişler. 165 lira gelmesi gereken hesap 200 lira gelmiş. Çağırdık hesabı getiren garsonu ve aramızda şuna yakın bir konuşma geçti:

- Yemek sınırsız değil miydi, hesaba diğer kebapları da eklemişsiniz?
+ Efendim şimdi bizim menümüz fix ama sınırsız değil.
- Nasıl sınırsız değil? Ahmet’i bulamıyoruz, onu çağırır mısınız?
+ (Etrafına bakar, göremez.) Şimdi burda değil galiba.
- Bakın Ahmet bize yemeğin sınırsız olduğunu söyledi. Biz ondan dolayı bu kebapları söyledik.
+ Şimdi normalde ilk gelen metrelik kebaptan sonrakini biz ücretsiz veriyoruz ama ne yazık ki sonrakileri ücretsiz veremiyoruz.
- İyi de Ahmet bize böyle söylemedi. Özellikle birden çok kez sorduk emin olup olmadığını.
+ Bir yanlış yapmış demek ki efendim.
- Ahmet’i bulur musun bize?
+ Şimdi bulamam. Ben bir şefimle konuşayım ama indirim yapabileceğimi sanmıyorum.
- Biz indirim istemiyoruz zaten, size yanlış yönlendirildiğimizi söylüyoruz. Ahmet’i de uyarın bu konuda.
+ Tabii efendim, uyarırız ama fiyatı çok indirebileceğimizi sanmıyorum.
- Yahu indirim istediğimizden değil, bize yanlış bilgi verildi, size onu söylüyoruz.
+ Ben bir şefimle konuşup geleyim efendim.

Nitekim garson şefiyle konuşur, gelir. Biz indirim istemediğimiz halde 200 lira olan hesap 165′e düşerse 35′i de bahşiş bırakır, gururumuzu yedirmeyiz ayakları yapıyoruz. Hesap bi geldi, arkadaş, 190′a düşürmüşler. Küfrediyorlar adeta. Ulan benim yerimde orda ağzı biraz kırık bir Adanalı olsa başlarına yıkardı orayı. Ben o 10 liralık indirimi küfürden farklı anlayamam. 3′e böl dedik, ödedik kartla üçümüz de. Hepimizden 65 çekti matematiği kuvvetli garson. Toplamda 5 lira indirim yaptı yani, sağ olsun.

Lezzet Adana ile bence aynı. Aylardır Adana’ya gitmediğim için tam bir karşılaştırma yapamıyorum ama güzeldi genel olarak lezzet.

Servis? Rezalet. Garsonların tavırları, masaya bakma sıklıkları tek kelimeyle rezalet. Ben Adana’da meze bittiğinde kendi gelip yenileyen garsona alışmışım. Böyle garson mu olur?

Fiyat? Mezesi, yemeği, tatlısıyla hep beraber düşününce normal. Biz yanlış yönlendirildiğimiz için fiyatta bu kadar sorun yaşadık. Adana’da aynını tabii ki daha ucuza yersiniz ama burası İstanbul.

Sonuç? Verecek bol paranız varsa, kalitesiz servise laf etmeden caz müzik eşliğinde lezzetli ama az miktarda kebap yemek istiyorsanız buyrun gidin. Ama sakın ha Adana kebap yedim demeyin. Adana kebap sadece yediğiniz şey değil çünkü. Vedat Milor’un ziyaret edip ambiyansa 5 üstünden 2 yıldız verdiği yerde yenir Adana kebap.

Olur da Kolcuoğlu’ndan birileri okuyacak olursa bunu: Kardeş sen yolunu yapmışsın, helal olsun. İsmin var, açmışsın bir restaurant, elit takılan İstanbullulara geçiriyorsun. Ama bir laf vardır bildin mi: Hemşehri hemşehriyi gurbette fişeklermiş. Son kelimeyi mecbur sansürledim ama sen anladın. Senden daha iyi anlayanı olmaz zaten; Hollanda’daki Türk taksici bile bu kadarını yapmamıştı lan. O masada beni dostlarıma utandırdın ya, aşk olsun.

Ayrıca kebapçıda fix menü mü olur allasen? Ramazan’da mıyız, ne fix menüsü…

Leave a Reply

%d bloggers like this: