Antalya’ya taşındık

“Yola çık, güneye git. Mümkün olduğunca güneye. Denizin seni okşayan bir renge sahip olduğu, sana iyi geleceği bir yere. Tek bir lokantanın, yeni tutulmuş bir balığın pişirildiği tek bir lokantanın olduğu, etiketsiz, belki biraz reçine kokan beyaz şarabın içildiği yere git. Oturup günbatımını seyredebileceğin bir yer olsun…”

Yukarıdaki alıntı, Ferzan Özpetek’in İstanbul Kırmızısı adlı kitabından. Kitabı Antalya’ya taşındıktan sonra okudum; üstelik alıntının mevzubahis ettikleri benim söyleyeceklerimle de ilgisiz. Fakat okuduklarımı istediğim şekilde yorumlamaya hakkım olduğunu düşünüyorum. Biz yola çıktık ve güneye geldik. Antalya belki son durağımız değil. Zaten aradığımız etiketsizliği şehir hayatında bulmamız çok da mümkün değil. Fakat yol, biten bir şey hiç değil…

“Zamanın göreceli ağırlığı, çok anlamlı kadim bir rüya gibi üzerine çöküyor. O zamandan kurtulabilmek için hareket etmeye devam ediyorsun. Dünyanın öteki ucuna gitsen bile, o zamandan kaçamayabilirsin. Fakat öyle bile olsa, dünyanın öteki ucuna gitmek zorundasın. Dünyanın öteki ucuna gitmedikçe yapamayacağın şeyler de var çünkü.” (Sahilde Kafka / Haruki Murakami)

Hayat kısa, ve sen dünyanın öteki ucuna varmak zorundasın.

Not: Dünyanın öteki ucuna giden yolları Antalya’dan geçen dostlarımız… Bizi, size bir durak olmaktan daha mutlu kılacak başka bir şey yok.

İstanbul bizi zehirliyor

Herkes gibi biz de işimizin, okulumuzun peşine İstanbul’a geldik ama artık dayanamıyoruz. İstanbul bizi zehirliyor ve bunun en büyük sebebi ise kalabalık. Şehirde bir yerden bir yere ulaşmaya çalışmak tam bir kabus… İnsanlar ise hep sinirli, başka kimseyi önemsemiyorlar. İyi kötü bir arabamız olmasa, toplu taşıma zaten kalabalık yüzünden ayrı bir zorlu olacaktı; fakat arabayla bile işler hiç kolay değil. Yolda olmaya mecbur olduğumuz her gün, hayatımızdan saatler çalınıyor; hem de hiç yere! İstanbul bizi de kendine benzetmeye başladı; fakat biz, gergin ve sinirli birer birey hâline dönüşmeden, hayatımızı trafikte geçirmek için değil de yaşamak için, bu şehirden ayrılmaya karar verdik. Bir sıkıntı çıkmazsa, Ekim ayında İstanbul’u terk ediyoruz.

Bu karar bizim için hem kolaydı, hem de zordu. Kolay olmasının sebebi, bizi İstanbul’a bağlayan maddi herhangi bir sebebin kalmamış olması (planlı atılmış adımlar!). Zor olmasının sebebi ise, arkadaşlarımızın önemli bir kısmının İstanbul’da olmaları. İlginç bir şekilde Adana’da başlayıp Ankara’da devam eden yolculuğumuzda edindiğimiz şahane arkadaşlarımızın birçoğu yine aynı yolda İstanbul’a taşındı. Bunun dışında 3 yıllık İstanbul maceramızda edindiğimiz, bizim için yine olmazsa olmaz dostlarımız var. Tuğçe ile beni İstanbul’da tutabilecek tek şey onlardı; fakat farkına vardık ki, aynı şehirde yaşamamıza rağmen, aslında birbirimize çok uzağız. Arkadaşlarımızı 2 saat görebilmek için, git gel daha uzun süre yol yapıyoruz. Birbirimizi arayıp “hadi akşama buluşalım,” diyemiyoruz; çünkü günü planlamaya mecburuz. Aksi takdirde yine sayısız saatimizi çalacak olan diğer işlerimizi çöpe atmak zorunda kalıyoruz.

Not: Şu anda İstanbul’u kötülemeye başlıyorum. Normalde bu yazıda bunu yapmayacaktım ama dayanamadım, içimi döktüm. Okumak istemezseniz biraz aşağıya inin; orda da kötülemenin bittiğine dair bir not var.

Üstelik iş ulaşımı sağlamakla da bitmiyor. İstanbul’da önceden rezervasyon yaptırmazsanız, herhangi bir akşam bir mekanda anında yer bulma olasılığınız da düşük. Mekanda da sıra beklemek zorundasınız. Alışverişe mi gittiniz? Birilerine çarpmamak için sürekli tetikte olmalısınız. Eliniz sürekli cebinize gitmeli; cüzdanınız ve telefonunuz hâlâ yerinde mi acaba? Bir şekilde market alışverişini tamamladınız mı? Hadi bakalım, kasada sıra beklemeye. Çıktınız, arabanız da var, güzel; eşyaları arabaya yerleştirdiniz. Şimdi de AVM otoparkından çıkarken sıra bekleyeceksiniz. Tüm bunları yaparken, sırada arkanızdan gelenlere zorluk çıkarmamak için bir de acele etmek zorundasınız. Siz düşüncelisiniz tabii; fakat diğer insanlar öyle de değil! Ben bu şehirde kafayı yeme noktasına geldim. Yaya geçidinde yayaya yol veriyorum diye korna yiyorum. Bir seferinde yine yol verdim, yaya ortaya kadar gelip durmak zorunda kaldı; çünkü solumdan bir araba, niye durduğumu çözmeye dahi çalışmadan hızla geçti. Az kaldı yayaya çarpacaktı ve benimse sonrasında tek düşündüğüm şey, vicdan azabıydı. Az kalsın ona yol verdiğim için ölecekti!

Tabii ki tüm bunlar dünyanın her yerinde olabilecek şeyler. Fakat çok sayıda insanı küçük bir yere sıkış tepiş koyarsanız, bu olayların oluş yüzdelerini artırırsınız. İnsanlar kurallara uymamaya başlar. 4 şeritli yolu 6 şeride çevirirler, üstüne bir de emniyet şeridini ihlâl ederler; ambulans geçmeye yer arar. Haydi oldu ya, çevre yolunda 100’le gidiyorsunuz diyelim. Trafik akıyor. Trafiğin hızlı aktığını düşünüp, öndeki araçla arada takip mesafesi bırakayım dediniz. Lap! Sırf biraz yer var diye önünüze bir araç giriverdi. Bazıları diyor ki, “trafiğin kendine has kuralları var, yazılı olanları uygulamaya gerek yok.” Küfretmemek için kendimi zor tutuyorum; yok öyle bir şey arkadaşım! Bu ülkede kadın sürücülere söylemediğinizi bırakmıyorsunuz; cinsiyetçilik yapmak istemiyorum ama benim trafikte karşılaştığım kadarıyla kadın sürücülerin trafik kurallarına uyma oranı daha yüksek. Siz de biraz kurallara uysanız trafik bir nebze daha çekilir olurdu. Biz kurallara uyduğumuz için enayiyiz ya, sen EDS yokken emniyet şeridinden de gidebilirsin, sola dönüş sırasını hiçe sayıp sağdan trafiği de kesebilirsin; servissin, insan taşıyorsun ya, öncelik sende olmalı, kaldırımdan bile gidebilirsin. Bizim bunları yapmaya inan ki aklımız yetmiyor! Bisiklet yolunda akşam yürüyüşünü de yap, sahilde adım başı mangalını semaverini de yak ki dumandan deniz dahi görünmesin (koşuya çıkıyorum, yarım saat boyunca kokladığım şey tavuk kanat!), 3 şeritlik sahil yolunda çift sıra park yap ki trafik durma noktasına gelsin, yürüyen merdivende sağlı sollu dur, aşağıdan gelenler yürüyemesin, yürümeye kalkanlara da söylen, dalga geç ki herkes tek akıllının sen olduğunu bilsin. Sen bunların hepsini yap kardeşim. Bizim canımıza tak etti bir şeyleri doğru yapmaya çalışmaktan, hayatımızı yollarda harcamaktan.

Şimdi sen çıkıp diyebilirsin ki, trafiğe girmeden, metroyla bütün işini çözebilirsin. Yok arkadaş, o iş öyle olmuyor. Ben de isterdim gitmek istediğim her yere metroyla gideyim. Ama bunun için ne yeterli metro hattı var, ne de yeterli sefer. Alışverişe gitsen o poşetlerle dönemezsin, terlediğinle kalırsın. Köpeğinle bir yere gitmeye kalksan, seni zaten istemezler; sen zaten köpeğini o sıkış tepiş toplu taşıma araçlarına sokamazsın. Arkadaşlarınla mı buluşuyorsun? Gece geç saate mi kaldın? Eve dönemezsin; taksi şart. Arabayla gittin, otopark yeri mi arıyorsun? Dolu. Sıra bekleyeceksin. Haydi trafiği bir kenara bırakalım. Hava sıcak, gece uyumaya çalışıyorsun, pencereyi açtın. E diğer apartmanla arandaki mesafe 2 metre. O da açmış camını. Bir de konuşuyor sabaha kadar, televizyon son ses! Yatak odasında mahremiyetin kalmadığı gibi bir de uyuyama tam olsun. Yayasın, karşıdan karşıya geçeceksin; aman dikkat, her an dolmuşun biri çarpabilir! Bağdat Caddesi’ne çıktın, kocaman kaldırımda yürüyorsun. Şerefsizin biri hız denemesi yapacağım diye kaldırıma çıkıp seni öldürebilir; ara sokağa girdin diye sana tecavüz etmeye kalkabilir. Yayaya yeşil yanarken karşıya geçmeye kalkarken dahi arabaları kontrol etmek zorundasın; çünkü taksiler başta olmak üzere bazılarının kırmızı ışığa bağışıklığı var, onlara işlemiyor! Starbucks’a mı gitmek istiyorsun? Arabayı da ara sokağa koy bakalım, tabii yer bulabilirsen. Buldun mu? Saati 6 lira, dökül bakalım. Kahvaltı mı yapacaksın? Oo ucundan boğaz manzarası: 50 lira. Yemek mi yiyeceksin? Restaurantlar bile fabrikasyona dönmüş. O kadar insana nasıl yetişecek? Her yer tabela. Her yer reklam. Şehirde orman mı var? O zaman içinde zilyon tane de işletme var. Bakir hiçbir yer yok. Tüm İstanbul, ormanlarını mangal yapmak için kullanıyor. Hafta sonu Belgrad Ormanları’na git bak, orman dumanaltı olur mu ya! Uzaktan baksan yangın var sanırsın. Ağva, Şile, Kilyos, Polonezköy… güya bunlar İstanbul’un kalan son tatil semtleri. Yok arkadaş, yok, son anda karar verip gitmeye kalksan yer bulamazsın; rezervasyon yaptın hadi gittin diyelim. Duyacağın muhabbetler beyaz yaka muhabbetinden öteye geçmez, huzur bulamazsın çünkü senle birlikte İstanbul’un kalanı da tatil yapmaya karar vermiştir. Ne sessizlik vardır, ne de gece gökyüzünü görebileceğin, ışıksız bir alan kalmıştır. Bayramda memleketine gitmeye kalksan gidemezsin; uçak biletleri yüzlerce liradan başlar. Karayolunu kullansan zaten İstanbul’dan çıkana kadar saatler geçer (geçen ramazan bayramı Bostancı’dan gecenin 3’ünde çıktık, Tuzla’ya vardığımızda sabah 6’ydı).

Şu saydıklarımın üstüne, bunları okuyan her biriniz daha sayısız madde ekleyebilir. Bunu çok iyi biliyorum. Ben de ekleyebilirim ama bunları konuşmak bile beni yoruyor, negatif etki yapıyor.

Not: Kötüleme bitti.

Peki bundan sonra ne olacak? Bizim için bir nebze daha huzurlu bir hayat başlayacak. Şimdilik Antalya’ya taşınıyoruz; ama daha büyük planlarımız var. İstanbul’a mümkün olduğunca çok gelmeye çalışacağız; çünkü arkadaşlarımızın önemli bir kısmı burda ve sizi özleyeceğiz. Bazen kalbimize bir şey saplanacak, aklımıza anılar gelecek, keşke yanında olsaydık diyeceğiz. Ha aynı şey İstanbul’dayken de oluyor; fakat *güya* aynı şehirde yaşadığımız için, psikolojik olarak daha rahat hissediyoruz. Artık bu psikolojik rahatlık olmayacak; ama hafta sonuna uçak bileti alıp gelebileceğiz. Bunun yanı sıra, Antalya’da sizi ağırlamaktan da büyük keyif duyacağımız bir gerçek. İnanıyorum ki, bazılarınız için de ön ayak olacağız, “İstanbul’dan ayrılmak mümkünmüş,” dedirteceğiz. Bunu bazılarınızla konuştuk. Bazılarınız, en az bizim kadar ciddi ama o ilk adımı atamıyor. Sadece İstanbul’dan kurtulma amaçlı değil; doğaya, huzura, dünyaya dönüş için o ilk adımı atamıyor. Sadece birinize dahi bu konuda ön ayak olabilirsek, bu bizim için ayrı bir mutluluk kaynağı olacak. Biliyorum, kolay değil. Yerleşik düzeni bozmak kolay değil, yıllarca okulunu okuduğun, yıllarca çalıştığın kariyerini değiştirmek kolay değil. Kolay değil, ama mümkün. Zaman geçtikçe bırakması daha da zorlaşacak. O yüzden şimdi yapamıyorsan, yarın daha kolay olmayacak. Ertelemek çözüm değil. Şimdi yapamıyor olabilirsin ama şimdi bir plan yapmak hiç zor değil. Biz de zaten şimdi kopup gidemedik; bu, bir süredir planladığımız bir şeydi. Plana yönelik aksiyonlar almak dahi başlamanın, eyleme geçmenin bir parçası. İstanbul’dan ayrılmak güzel; fakat arkadaşlarınla İstanbul’dan ayrılmak cennete eşdeğer olabilir. Biz ilk adımı atıyoruz, ve sizi darlamaya da devam edeceğiz. 🙂

Evlilik nedir?

Duygularımızı ve evliliğin toplumsal ahlaka dokunan yanını bir kenara bırakalım. Evliliği tamamen mantık yönünden inceleyelim. Mantık evliliklerinden de bahsetmiyorum; evliliğin temeldeki mantığını irdelemekten bahsediyorum. Sokrates-vari bir şekilde söyleyecek olursam, evliliğin düz mantığını açığa çıkarmaktan bahsediyorum.

Evlilik, Karl Marx’a göre kapitallerin birleşmesidir. Bu tanımı aldığım makaleyi, üniversitede okumuştum. O zamanlar aktif bir şekilde not tutmadığım için şu anda makaleyi bulamıyorum. Yanlış hatırladığımı düşünen varsa, beni düzeltmekte özgürdür. Ancak, Karl Marx böyle düşünmemiş olsa dahi, evlilik gerçekten de kapitallerin birleşmesidir. Bunda da özellikle devletin evliliğe bakış açısı yatar. Toplumsal ahlak bir yanda dursun, devletin iki insanı birbiriyle resmi olarak birleştirmesinin altında yatan asıl sebep ekonomiktir. Evlendikten sonra ailenin gelir ve giderleri tek çatı altında toplanır. Üstelik modern kanuna dayalı evlilikler sonlandığı zaman, eşler ekonomik değer taşıyan malları, evlilik öncesine göre bölüşmez; bu mallar, çeşitli parametrelere göre yeniden paylaştırılır.

Evlilik, ekonomik anlamda iki insanın güçlerini birleştirmesi olduğu kadar, aynı zamanda ev yönetimidir. İki insanın aynı evde yaşamaya başlaması, aynı bir toplumu oluşturan bireylerin birbirine karşı sorumlulukları olması gibi, ev sakinlerinin de birbirine karşı sorumluluklarının olmasını gerektirir.

Kapital nedir? Para ve mülkü kapital sayabileceğimiz gibi, potansiyel iş gücünü de kapitalden sayabiliriz. Evlilik kapitallerin birleşmesi ise, sosyal anlamda da böyle olduğu düşünülebilir. Bu nedenle toplumun dayattığı “ütü kadın işidir,” ya da “eve ekmeği erkek getirir,” gibi söylemler cinsiyetçilikten öteye gitmez. İki kişi (erkek veya kadın fark etmez) evleniyorsa, her türlü kapitalini birleştirme amacı gütmelidir. Aksi takdirde evliliğin mantığından söz edilemez.

Şehir Hayatı

Hiç kuşları izlediniz mi? Havaya bakıp kuşları görmekten bahsetmiyorum. Gözünüzü dikip, masmavi göğün altında nasıl özgürce dolandıklarının farkına vardınız mı? Ben 25 yıllık hayatımda ilk defa farkına vardım. 25 yaşımda oldukça genç sayılırım; fakat düşününce, 25 yıl o kadar da kısa bir süre değil. Siz de bir kez olsun kuşları izleyin; inanın bana, şu an aklınızda hayal ettiğiniz görüntüden çok farklı bir tecrübeyle karşılaşacaksınız. O kanatlar, birer mucizeden ibaret.

Uçmayı hayal eden ve uçağı icat etmeye cüret eden insanlar, doğayı iyi analiz edebilen insanlardı. Doğayı iyi analiz edebilmek içinse bakmak değil, görmek, yaşamak gerekir. Her gün kuşları izleme şansına sahip olmak gerekir. Hem de zevkini çıkara çıkara. Onlar, doğadan ilham aldılar. Şehir hayatının içinde doğayı tecrübe etmeye ne kadar fırsatınız oluyor? Ne yazık ki hafta sonları Belgrad Ormanı’na kaçıp mangal yakmak, doğayı tecrübe etmek sayılmıyor. Bu konuda gerçekten çok üzgünüm. Yine birkaç günlüğüne Şile’ye kaçıp aylak tatil yapmakla, “burada yaşamak vardı,” diye iç geçirmekle de özünüze dönemez, hayal bile kuramazsınız. Kurduğunuz hayaller, şehir hayatının içine sıkışmış birer hayalden öteye gidemez.

***

Biz bugün, beton yığınlarının arasında denizi görmeye çalışıyoruz. Halbuki dünyanın %75’i sudan oluşuyor. Doğadan koptuk ve milyonlarca yıllık evrimin bizi getirdiği noktada, sadece neslimizi devam ettirmek için yaşıyoruz. Çünkü genlerimize kodlanan şey bu: Riski minimize etmek ve genlerimizi bir sonraki nesle aktarmak. Bu yüzden doğaya kaçmaktansa, beton yığınları arasında, sıfıra yakın hayal gücüyle yaşamak çok daha kolay. Çok daha az keyifli ve anlamsız, ama daha kolay. Ama mutluluk ve dahası hayat gayesi, hayatta bir anlam aramayı gerektirir. Hayatta bir anlam arayanlar, sabah yataktan kalkmak için sabırsızlanırlar. Çünkü yeni gün onlar için sürekli bir fırsat ve mutluluk kaynağıdır.

Siz de sürekli başka bir hayatın hayalini kuruyor, ama sahip olduklarınızı bırakıp gidemiyor musunuz? Sabahları yataktan sürüne sürüne mi kalkıyorsunuz? Fırsat bulduğunuzda deniz görmek için saatlerce trafik çekip boğaza, yeşil görmek için binlerce arabayla beraber Belgrad Ormanı’na mı kaçıyorsunuz?

O zaman tekrar düşünün.

2015’te neler yaptım?

2015 bitti. 2014’te başladığım hedeflerime ulaşma macerama bu yıl da devam ettim. Fakat çeşitli çok büyük olaylar yüzünden o kadar yorulduğum bir yıl oldu ki, gördüğüm kadarıyla hedeflerimin birçoğuna ulaşamamışım. Zaten yazının sonunda da açıklayacağım üzere, taktik değiştiriyorum. Çünkü ne kadar yoğun olursam olayım, biliyorum ki her zaman hedeflerimin önüne engeller çıkabilir. Bu beni yıldırmamalı.

Bu yılın benim için en önemli olayı: Tuğçe ile evlendik! Hedeflerime de koymuştum, belki biraz cepte bir hedef gibi görünebilir ama yaşarken öyle olmadığını hissediyorsunuz. Bir diğer büyük olay ise Yetenek.li’nin kapanması. 60 bin kullanıcı barajını aşıp, kayda değer bir aylık ziyaretçi sayısına ulaşsak da, arkasında şu an anlatamayacağım sebeplerden dolayı Yetenek.li’ye son vermek durumunda kaldık. Fakat Ağustos itibariyle başladığımız yeni bir şeyler var; ki bu da bu yılın (ve çok büyük olasılıkla önümüzdeki yılın) benim için en büyük olaylarından biri. 🙂 Fakat onu da şimdi anlatmayacağım. Ufaktan listeye geçiş yapalım.

Kişisel

  • 20 kitap oku 26/20
    • Bu kadar yoğun olmasam çok daha fazlasını okumuş olabilirdim. Bu yıl inanılmaz kitaplar okudum; belki de benim için en aydınlatıcı/motive edici olanı Peter Thiel‘in Zero to One‘ıydı. Adam gerçek bir vizyoner. – 100%
  • 75 kiloya düş 94/75
    • Bu yılki en büyük başarısızlığım olabilir. 82 kiloyla başladığım yılı 94 kilo ile kapattım. Bunun arkasındaki en büyük sebep çok çalışmam ve Tuzla’da yaşadığım/evlilik öncesi olduğum için spor yapamamamdı. Bu kadar sık kilo verip geri almak oldukça sağlıksız. Fakat bu kiloda kalmak daha da sağlıksız. O yüzden bu yıl odaklanacağım noktalardan birisi bu. – 0%
  • 6 film hakkında yaz 0/6
    • Çok fazla film izledim ama hiçbiri hakkında yazmak içimden gelmedi. – 0%
  • Eduardo’yu bitir
    • Başladığım ama devam edemediğim kitap denemem. Kabul ediyorum: Kitap yazmak önemli derecede motivasyon ve konsantrasyon gerektiriyor. Benimse kafamı meşgul eden çok fazla şey vardı. Hareketsiz olmam bu yıl birçok şeyi etkiledi; bu madde de onlardan biri. – 0%
  • Fransızca bir kitap oku 0/1
    • Pekala; Fransızca’yı koyverdim! Fakat İsveççe öğrenmeye başladım. Yeni bir şeylere geçmem gerekiyordu. Yıllar boyunca Fransızca öğrenmeye çok kez başladım, belli bir seviyeye geldim ve bıraktım. Demek ki Fransızca beni yeterince motive edemiyor. İsveççe ile şu an aramız çok daha iyi. İsveççe ise, önümüzdeki yıl için daha anlamlı bir hedefi hak ediyor. – 0%
  • 6 rüyanı yazıya dök 0/6
    • Zamansızlık… Ya da bu sadece bir bahane. 🙁 Başucuma bir defter koymak yetiyor. Neyin zamansızlığı? Tekrar denenecek bir hedef bu da. – 0%
  • İncil, Kuran ve Tevrat’ı oku 0/3
    • Kuran’ı okumaya başladım ama sanırım yolda ilgimi kaybettim. Türkçe değil, sanırım Oxford Press’ten basılmış İngilizce versiyonunu okuyorum. Devam edebilirim, emin değilim. Onun yerine Budizm’e merak saldım. Bence çok daha ilgi çekici bir prensipler dizisi. Yine de bu kitapları da okumayı istiyorum; sanırım Budizm ile beraber dünyadaki çoğu insanın bağlı olduğu dini (her ne kadar Budizm bir dinden çok düşünçe şekli olsa da) anlamama yardımcı olacak. – 15%

Kategori yüzdesi: 26%

Günlük

  • Mahalleyi keşfe çık
    • Tuzla’nın nesini keşfe çıkacaktım? Bunu bir nebze Bostancı’da yaptım sayılır. Ama amaca yönelik değildi. Bilmiyorum. Hala olabilir? – 0%
  • 1 ay boyunca vejetaryen olarak yaşa
    • Zamansızlık. 1 hafta olarak düzenlemeyi de düşündük (Tuğçe ile birlikte) ama ben 1 haftanın anlamsız olacağını düşünüyorum. 1 ay oldukça önemli. – 0%
  • 20 lirayla 1 hafta yaşa
    • Bu maddeyi detaylandırıp 2016’da tekrar uygulamayı planlıyorum. – 0%

Kategori yüzdesi: 0% 🙁

Sevgiliyle Birlikte

  • Daha önce gitmediğin 5 farklı yere git 3/5
    • Bu yıl Nisan ayında Berkan ve Pınar ile İspanya’ya, Alican ve İnci’yi ziyarete gittik. Barcelona’dan başlayan yolculuğumuzda Katalonya’yı gezdik; Aigüestortes adında bir dağa çıktık. İnanılmaz bir yerdi. Ekim başında balayımız için Göcek’e gittik. Aralık ayında ise Pınar ve Muzaffer ile Kocaeli’nde güzel bir bungalov tatili yaptık. – 60%
  • Telefonunu yanına almadan tüm bir gününü dışarda geçir
    • Yine olmadı. Bu da aslında bana önemli bir şeyi gösteriyor: Telefonlarımıza bağımlı yaşıyoruz! – 0%
  • Evlen 🙂
    • Evlendik! 🙂 – 100%

Kategori yüzdesi: 74%

Hayat

  • Sevdiğin bir muhite taşın
    • Bu yılın en büyük başarılarından biri bu olabilir. Hayvan dostu bir muhite taşındık: Bostancı. Sahile yakın, metroya yakın, her yer kedi dolu. Buralar çok güzel. 🙂 – 100%
  • Blogdaki portfolyoyu güncelle
    • Gerek duymadım. – 0%

Kategori yüzdesi: 90%

Spor

  • Toplamda 100 km koş 5.3/100
    • Tuzla’da koşacak yer yoktu. Düşünüyorum da, Tuzla beni gerçekten kötü etkilemiş. Bostancı’ya taşındıktan sonra şimdilerde ancak normal hayatımıza dönebiliyoruz. Bu yıl çok daha farklı olacak. 🙂 – 5%
  • Avrasya Maratonu’nda 10 km koş
    • Biletimizi aldık, koşacağız. 1 hafta kala ayağımı yaraladım. İçimde ukte kaldı. 🙁 – 0%
  • Bridge Jumping yap
    • İspanya’da yapacaktık ama zaman yaratamadık. – 0%
  • P90X3’ü 1 kere bitir 0/1
    • Eh… – 0%

Kategori yüzdesi: 2%

Programlama

  • Hacker Rank’te 7 Game Theory Challenge’ı çöz 0/7
    • Sanırım ilgim programlamadan çok business problemleri çözmeye yöneldi. Bilmiyorum. Hiç içimden gelmedi. – 0%
  • Project Euler’de 5 soru çöz 0/5
    • Aynı şekilde. – 0%

Kategori yüzdesi: 0%

Kariyer

  • Yetenek.li‘nin 250 bin üyeye ulaştığını gör 60000/250000 – 24%
  • Yetenek.li‘nin iOS uygulamasını çıkar – 0%

Kategori yüzdesi: 18%

Akademik

  • Coursera üzerinde 4 ders tamamla 0/4 – 0%
  • GMAT sınavından 780 puan al
    • 680 aldım. Hedefi yüksek tutmak iyidir. 🙂 800 üzerinden fena bir puan değil bence. – 87%
  • Yüksek lisansa başla – 100%

Kategori yüzdesi: 67%

Toplum

  • 3 TEDTalk çevir 0/3
    • Topluma yönelik hedeflerimde farklı şeyler yapmaya karar verdim. – 0%

Kategori yüzdesi: 0%

2015 yüzdesi: 37%

Dipnot: Hesaplamaları nasıl yaptım? Her kategorideki maddeleri önem sırasına göre dizip ağırlıklı ortalamalarını aldım. Sonra da aynı işlemi kategoriler arasında yaptım.

2016 ilk çeyrek hedeflerim burda: http://e-k.in/hedefler-2016-ilk-ceyrek/