Okuduğum Kitaplarla 2016

2016’yı 43 kitap okuyarak bitirdim. Hedefimin (48) bir miktar altında kaldım. Bununla birlikte bu yıl bana inanılmaz yazarlar kazandırdı. Jack London’ı zaten çok seviyordum. Haruki Murakami ve José Saramago’yu keşfettim. Türklerden ise Orhan Pamuk, Ferzan Özpetek ve Emrah Serbes benim için sürpriz oldu. Benim için yılın hayal kırıklığı ise Harry Potter’ın tiyatrosunun metniydi.

Bu yılın ortalarında Okuduğum Son Kitap adlı web sitemi Kitap.Guru’ya dönüştürdüm. Artık kitapları okurken beğendiğim yazıları oraya alıntılıyorum. Aşağıda okuduğum kitaplardan alıntı yapmışsam, yanlarında bir link ile belirttim. Onun dışında 2012’den beri okuduğum tüm kitapları, alıntılarıyla beraber görmek isterseniz buraya tıklayabilirsiniz: https://kitap.guru/ekin/kitaplar

  1. Nothing to Envy: Ordinary Lives in North Korea – Barbara DemickKuzey Kore’ye İngilizce öğretmeni olarak giden bir kadının otobiyografisi. Kuzey Kore’nin elitlerinin çocuklarını eğitirken yaşadıklarını anlatıyor. Kuzey Kore bende büyük merak uyandırdığı için kitap oldukça hoşuma gitti.
  2. Koşmasaydım Yazamazdım – Haruki Murakami
  3. Economics: The User’s Guide – Ha-Joon Chang
  4. Martin Eden – Jack London
  5. Bilinmeyen Adanın Öyküsü – José Saramago
  6. Ölümlü Nesneler – José Saramago
  7. Elon Musk: Tesla, SpaceX, and the Quest for a Fantastic Future – Ashlee VanceElon Musk’ın biyografisi. Kitabın alt metninin de söylediği üzere, Elon Musk fantastik bir gelecek için çalışıyor. Bundan yıllar sonra dünyamızın nasıl şekilleneceğini merak ediyorsanız okumanızı tavsiye ederim. Elon, kitapta da yazdığı üzere önemli bir noktayı geçmeyi başardı ve gelecek vizyonunu gerçekleştirmeye emin adımlarla yürüyor.
  8. 1Q84 – Haruki Murakami
  9. Kırmızı Saçlı Kadın – Orhan Pamuk
  10. Hatching Twitter – Nick Bilton
  11. Gece Uçuşu – Antoine de Saint-Exupéry
  12. Değişim – Mo Yan
  13. Son Hafriyat – Emrah Serbes
  14. Olağanüstü Bir Gece – Stefan Zweig
  15. Sen Benim Hayatımsın – Ferzan Özpetekİtalya ve İtalyanlara duyduğum sevgiyi katladı bu kitap. Bir de tabii Ferzan Özpetek gibi bir sanatçıyı tanımamı sağladı. Hâlâ filmlerini izlemedim ama daha çok kitap yazmasını diliyorum.
  16. Mızraklar, Mızraklar, Tüfekler, Tüfekler – José Saramago
  17. Balinanın Karnında – George Orwell
  18. Kafamda Bir Tuhaflık – Orhan Pamuk
  19. The Art of Thinking Clearly – Ralf Dobelli
  20. Kadınsız Erkekler – Haruki Murakami
  21. Yıldız Gezgini – Jack London
  22. İnsanın Esas Gerçekliği: Tembellik – Kazimir Maleviç
  23. Autopilot: The Art and Science of Doing Nothing – Andrew SmartYararlı tembellikle kafayı bozduğum günlerde bu kitap ilaç gibi geldi. Tavsiye için Merve (Çukurova)’ye teşekkürlerimi sunarım. 🙂
  24. Seven Brief Lessons on Physics – Carlo Rovelli: https://kitap.guru/seven-brief-lessons-on-physics/alintilar
  25. Sahilde Kafka – Haruki Murakami: https://kitap.guru/sahilde-kafka/alintilar
  26. Harry Potter and the Cursed Child – J. K. Rowling, John Tiffany, Jack Thorne: https://kitap.guru/harry-potter-and-the-cursed-child/alintilar
  27. The Great Gatsby – F. Scott Fitzgerald
  28. Mai ve Siyah – Halid Ziya Uşaklıgil: https://kitap.guru/mai-ve-siyah/alintilar
  29. Yakıcı Sır – Stefan Zweig
  30. Her Temas İz Bırakır – Emrah Serbes: https://kitap.guru/her-temas-iz-birakir/alintilar
  31. Sıfır Sayı – Umberto Eco: https://kitap.guru/sifir-sayi/alintilar
  32. İstanbul Kırmızısı – Ferzan Özpetek: https://kitap.guru/istanbul-kirmizisi/alintilar
  33. Why Nations Fail: The Origins of Power, Prosperity, and Poverty – Daron Acemoğlu, James A. Robinson: https://kitap.guru/why-nations-fail-the-origins-of-power-prosperity-and-poverty/alintilarBu yıl okuduğuma en çok sevindiğim kitaplardan biri. Devletler neden başarısız olur? Başarılı olmak için ne tarz yollar izlenmelidir? Belki de devleti yöneten herkesin okuması gerekiyor. Kitabı okuduktan sonra aydınlanma yaşadığım yetmezmiş gibi, artık ülke ekonomilerine yönelik öngörülerde de bulunabiliyorum.
  34. The Life-Changing Magic of Not Giving a Fuck – Sarah Knight: https://kitap.guru/the-life-changing-magic-of-not-giving-a-fuck/alintilar
  35. Yitik Adanın Öyküsü – José Saramago
  36. Mucizevi Mandarin – Aslı Erdoğan: https://kitap.guru/mucizevi-mandarin/alintilar
  37. Müptezeller – Emrah Serbes
  38. Deniz Kurdu – Jack London
  39. Lakin İyi Yaşadık – Ayşen Aksakal
  40. Rotasız Seyyah Yol Hikayeleri – Mehmet Genç
  41. Bâbil Yaratılış Destanı – Anonim
  42. Mezeleri Güzel – Erdem Aksakal
  43. Sputnik Sevgilim – Haruki Murakami: https://kitap.guru/sputnik-sevgilim/alintilar

Okuduğum Kitaplarla 2015

 

  1. Start-up Nation: The Story of Israel’s Economic Miracle – Dan Senor, Saul Singer
    • İsrail’i sevmeyen, yaptıklarını kötüleyen çok fazla insan var. Peki İsrail’in bu kadar çok göz önüne çıkmasının en büyük sebebi ne? Dini sebepleri bir yana bırakırsak, ekonomik anlamda başarıları çok önemli. Bu başarıların da arkasında sağlam bir kültürel model var. Türkçe’ye çevrildi mi bilmiyorum ama kesinlikle okunması gereken bir kitap.
  2. Traction: A Startup Guide to Getting Customers – Gabriel Weinberg, Justin Mares
  3. The Kill Order – James Dashner
  4. Thinking, Fast and Slow – Daniel Kahneman 
    • Nispeten uzun bir kitap ve ne yazık ki tarih itibariyle Türkçe çevirisi yok. Ancak The New York Times Bestsellers listesine girmiş, Nobel ödüllü bir akademisyenin kitabı. Kahneman, kitabında insan beyninin iki farklı düşünme yöntemi olduğunu söylüyor. Bunlardan birincisi Sistem 1 adını verdiği hızlı düşünme, ikincisi de Sistem 2 adını verdiği yavaş düşünme. Sistem 2, bilinçli olarak yaptığımız düşünme eylemlerini içeriyor. Sistem 1 ise tecrübelerimizin ve genetik mirasımızın etkisiyle yaptığımız, bir nevi bilinçaltı düşünmeyi yönetiyor. Kitap genel olarak Sistem 1’in nasıl çalıştığı üzerine yoğunlaşıyor. Kahneman ayrıca, alanındaki iyi pazarlama uzmanlarının Sistem 1’in nasıl çalıştığına yönelik iyi bir kavrayışları olduğunu söylüyor. Okunması gereken bir kitap.
  5. Connections That Count – Scott Oldford
  6. The Hard Thing About Hard Things – Ben Horowitz
    • A16Z adlı venture capital’ın kurucu ortaklarından biri olan Ben Horowitz’in, kendi ağzından start-up macerası. Kitabı diğerlerinden farklı kılan şey, Horowitz’in “batmaya mahkum” bir şirket olarak görülen Loudcloud’da kurucu CEO olarak görev yaptığı 10 yıla yakın bir süre boyunca yaşadıklarının normal bir CEO’nun yaşadıklarından farklı olması. Kendi tabiriyle, neredeyse tüm CEO’luk hayatını “savaş zamanı CEO’su” olarak geçirmiş ve sıklıkla zor kararlar almak zorunda kalmış.
  7. Act Like a Leader, Think Like a Leader – Herminia Ibarra
  8. Getting Real – Jason Fried
  9. Deliduman – Emrah Serbes
  10. Gamification at Work – Janaki Kumar, Mario Herger
  11. Zero to One – Peter Thiel, Blake Masters
    • Peter Thiel’in vizyoner bir insan olduğunu biliyordum, ama bu kitabı okurken her yeni bölümünde daha bir aydınlandım, sürekli “işte bu!” deyip durdum kendime. Eğer sizi de 1960’ların yenilikleri (uzay teknolojileri, aya gitme vs.) bugünkü gibi yatay düzlemde çıkan girişimlerden (UBER, Airbnb vs.) daha çok heyecanlandırıyorsa, bu kitap çok hoşunuza gidecek.
  12. Pomodoro Technique – Francesco Cirillo
  13. Ecce Homo – Friedrich Nietzsche
  14. The Checklist Manifesto – Atul Gawande
    • Bu kitap, bir cerrahın tıp dünyasındaki verimliliği artırmak için kontrol listeleri kullanmaya başlamasını anlatıyor. Sonraları tüm dünyada özellikle tıp dünyasında kullanılmaya başlayan bu listelerin ne derece işe yaradığını, basit işlerin dahi unutulabildiği ve hayati önem taşıyan işlerde her zaman beynimize güvenmenin akıllıca olmadığını anlamak için kitabı okuyabilirsiniz.
  15. Hobbit – J. R. R. Tolkien
  16. Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat – Stefan Zweig
  17. Without You, There is No Us – Suki Kim
    • Yabancı bir İngilizce öğretmeninin Kuzey Kore’nin elitlerinin (lise son seviyesindeki) çocuklarına ders verdiği iki dönemlik macerası. Her ne kadar Kuzey Kore bu hikayeyle sınırlı olmasa da, ülke hakkında oldukça az bilgimiz olduğu için, kitap oldukça merak uyandırıcı bir havaya sahip.
  18. Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku – İlhami Algör
  19. Erken Kaybedenler – Emrah Serbes
  20. Hikayem Paramparça – Emrah Serbes
  21. Hooked: How to Build Habit-Forming Products – Nir Eyal, Ryan Hoover
  22. Mahalleden Arkadaşlar – Selçuk Aydemir
  23. The Alliance – Reid Hoffman, Ben Casnocha, Chris Yeh
    • Peter Thiel ile birlikte Paypal Mafia‘dan olan, LinkedIn’in kurucusu Reid Hoffman’ın işini gerçekten iyi bildiğini gösteren bir kitap olmuş. Reid LinkedIn ile sadece profesyonel bir sosyal ağ yaratmamış, aynı zamanda bu kitapla birlikte iş hayatını ne kadar iyi bildiğini ve şirketteki takımların nasıl işlemesi gerektiğini çok iyi göstermiş. Eğer bir iş sahibiyseniz, girişiminizi yeni ya da halihazırdaki ekibinizle büyütmeyi düşünüyorsanız ve uzun vadeli düşünüyorsanız, bu kitabı okumalısınız.
  24. Bizim Dünyamız – Thich Nhat Hanh
    • Budist düşünceye küçük bir giriş yaptım bu kitapla. 🙂 Bir yandan okuduğum diğer bir budist düşünce kitabı daha vardı ancak onu bitiremedim. Bu kitabı okuması daha kolay geldi.
  25. Yılanı Öldürseler – Yaşar Kemal
  26. Aşk – Elif Şafak

Okuduğum Kitaplarla 2014

Bugün, Reddit ve RSS’in yaratıcılarından, 2013’te daha 26 yaşındayken Aaron Swartz‘ın en yakın arkadaşlarından birinin, Aaron’ın ölümünün 2. yılında kalem aldığı bir yazıyı okudum. Okumak isteyenlere tavsiye ederim. İntihar eden biri için yazılmış, hayatı yaşamayı ve farklı açılardan dünyaya bakmayı öven oldukça güzel bir yazı.

Bu yazı beni Aaron’ın iyi bir okuyucu olduğu konusunda da bilgilendirdi ve her yıl okuduğu onlarca (genellikle 100’ün üstünde) kitabı listelediği, kimisi hakkında yorumlarını paylaştığı bir blog parçasına yönlendirdi. 2012’nin sonlarında Okuduğum Son Kitap adlı bir internet sitesi açmıştım ve ben de okuduğum her kitabı buraya kaydediyorum. Geçtiğimiz günlerde 2014’te neler yaptığıma dair bir yazı yazdığımda, kitaplardan da ayrıntılı olarak bahsetsem mi diye düşünmüştüm. Eh. Aaron bana gerekli motivasyonu sağladı diyebilirim.

Aaron’ın yaptığı gibi, ben de fazlasıyla beğendiğim ve zamanınız olduğunda ivedilikle okumanızı tavsiye ettiğim kitapları italik harflerle yazıyorum.

  1. Franny ve Zooey – J. D. Salinger
    • Salinger’in en popüler kitaplarından. Pek sevmedim.
  2. Cehennem – Dan Brown
  3. Demir Ökçe – Jack London
    • Jack London’ın yapıtları modern klasikler arasında gösteriliyor. Demir Ökçe, benim ilk Jack London kitabım oldu. Çevirisini çok beğenmediğim (Evrensel) halde kitap çok hoşuma gitti. Okuyacaksanız İş Bankası Kültür Yayınları’ndan Levent Cinemre’nin çevirisini tavsiye ederim. Harika bir çevirmen. Jack London kitabı 1900’lerin başında yazıyor. Uzun gelecekte, 1900’lerde yazılmış olan bir kitap bulunuyor ve bu kitapta kapitalizme karşı verilen savaş anlatılıyor.
  4. Ağrıdağı Efsanesi – Yaşar Kemal
    • Jack London gibi, Yaşar Kemal’i de bu yıl hayatımda ilk defa okudum. Çok sevdim. Anlatılanlar, adını yansıtırcasına efsane; anlatım ise masalsı.
  5. Bin Dokuz Yüz – Alessandro Baricco
    • Düşük beklentiyle alıp yaklaşık 1.5 saatte bitirdiğim harika bir kitap. 1900 yılının ilk günü bir transatlantikte bir kutunun içinde bulunan ve “Bindokuzyüz” adı verilen bir bebeğin olağandışı öyküsünü anlatıyor.
  6. Tek Kanatlı Bir Kuş – Yaşar Kemal
  7. Yeni Hayat – Dante Alighieri
    • Cehennem’i okuduktan sonra Dante’ye sarıp bu kitabı aldım. Çok da iyi vakit geçirmedim okurken.
  8. Tembellik Hakkı – Paul Lafargue
    • 2014’te okuduğum en aydınlatıcı kitaplardan biri olabilir. Oldukça kısa bir kitap ve insanlığın belki de en temel haklarından biri olan tembellik hakkına değiniyor. Özellikle sanayi devrimi ile değişen dünya ve kapitalizmin bizi zorladığı şartlardan bahsediyor. Spoiler vermiş gibi olmayayım ama savunduğu en temel öğe insanın günde 3 saatten fazla çalışmaması gerektiği ve hali hazırdaki sistemin insanı her yönden sömürmeye ittiği. Örnek verecek olursak Lafargue’ın, günde 8 saatlik çalışma şeklinin insanı gün içinde yorduğu, sadece hafta sonları kendine zaman ayırabildiği için de insanı, her türlü ihtiyacını karşılayabileceği tek yer olan AVM’lere ittiği gibi bir savı var. Kesinlikle okunmalı!
  9. Öteki Dünya: Ay Devletleri ve İmparatorlukları – Savinien Cyrano de Bergerac
    • Okuduğum en ilginç kitaplardan biriydi. Şans eseri Ay’a yolculuk etmeyi başarmış bir adamın hikayesini anlatıyor. Dini öğeler çokça bulunsa da, henüz 1600’lü yıllarda yazarın Ay ve uzayla ilgili ilginç tahminler yapabilmiş olması benim için şaşırtıcıydı.
  10. Kuşlar da Gitti – Yaşar Kemal
  11. Devlet – Platon
    • Günümüz dünyasının işleyişini anlamak için bence okunması gerekiyor. Milattan önce yazılmış olsa da hala Platon’un devlet üzerine fikirlerinin geçerli olduğunu görmek bazen şaşırtıcı, bazense korkutucu. Uzun bir kitap olduğu için roman gibi okumaktansa, zaman zaman alıp okunabilir. Daha önce kitap üzerine uzun, kitaptan anektodlar içeren bir yazı yazmıştım. Buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.
  12. Kıyamet Gösterisi – Neil Gaiman & Terry Pratchett
    • Otostopçu’nun Galaksi Rehberi serisini çok sevdiğim için zamanında Emin Okutan bana bu kitabı önermişti. Gerçekten de benzer bir dile ve hikayeye sahip. Severek okudum.
  13. Ev Sahibesi – Dostoyevski
    • Dostoyevski okumak için her türlü zaman yaratabilirim sanırım.
  14. Kesişen Yazgılar Şatosu – Italo Calvino
    • Büyük beklentilerle almıştım ama beni hayal kırıklığına uğrattı. Sanırım tarot kartları bana saçma geldiği için çok sıkıldım. Tarot kartlarını kullanarak, karakterleri konuşmadan hikayelerini izleyip tahmin etmek ilginç bir fikir. Ancak oldukça sıkıcıydı.
  15. Vahşetin Çağrısı – Jack London
    • Bu kitapla beraber Jack London favori yazarım oldu. Bu adam bir harika dostum!
  16. Peter Schlemihl’in Olağanüstü Öyküsü – Adelbert von Chamisso
    • Oldukça kısa ama içinde çok şeyler barındıran bir kitap. Sonsuz servet elde etmek için ruhunu şeytana satan bir adamın öyküsünü anlatıyor.
  17. Beyaz Diş – Jack London
    • Gittikçe daha çok, daha çok seviyorum! Mutlaka Levent Cinemre’nin çevirisiyle okuyun.
  18. Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru – Heinrich Böll
    • Zaman zaman Kafka’nın Dava’sına benzettiğim yerler oldu ama kendisi de başlı başına bir başyapıt. Magazinin insan hayatına ne denli zarar verebileceği ve istediğinde toplumu ne kadar yanlış yönlendirebileceği üzerine bir kitap.
  19. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu – Stefan Zweig
    • Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu bir adama yazdığı mektup. İlginç geldiği için kısa sürede okudum. Stefan Zweig’ın daha önce Satranç’ını da okumuştum. Kısa hikayeler yazma üstüne oldukça başarılı.
  20. Rework – Jason Fried, David Heinemeier Hansson
    • Okuduğum her sayfasında “evet, işte beni anlayan birileri,” dediğim; çok kısaca bahsedecek olursam çalışmanın ve şirket kurmanın/yönetmenin tanımını baştan yapan bir kitap.
  21. The Little Book of Economics – Greg Ip
    • Ekonomiye ilgi duymaya başladığım için, basit ekonomik konseptleri anlamak uğruna okudum. Kitap oldukça basit bir dille para birimlerinden tut, merkez bankalarının nasıl çalıştığına geniş bir spektrumda bilgi veriyor. Sonlara doğru verilen bilgiler FED’e yönelik olsa da güzel bir kitap.
  22. The Maze Runner – James Dashner
  23. The Scorch Trials – James Dashner
  24. The Death Cure – James Dashner

2015 sonunda görüşmek üzere. 🙂

Devlet – Platon

Platon’un Sokrates’i ideal devlet üzerine konuşturduğu diyalogları içeren “Devlet” adlı on kitaplık yazıyı okumayı yeni bitirdim. Kitabı okumam biraz uzun sürdü, okurken zaman zaman ara verdim ve başka kitaplar okudum. Ancak kitabı tamamlarken de 30 kadar yerin altını çizdim. Gerek genel bağlamda, gerekse günümüze uyarlanabilecek önemli bilgiler/sözler olduklarını düşündüğümden, bu alıntıları buraya yazmak istedim. İlk alıntı çevirmenler Sabahattin Eyüboğlu ve M. Ali Cimcoz’un önsözünden; kalanlar ise kitabın kendisinden, yani Platon tarafından aktarılan ama aslında Sokrates’in söylemiş olduğu cümleler.

Alıntıları okurken kimi zaman aşırıya kaçan sözler okuyacak, kimi zaman da ta o zamanlar çok daha medeni düşüncelere sahip insanların yaşamış olduğunu göreceksiniz. Her ne düşünürseniz düşünün, bu alıntıların milattan önce dördüncü yüzyıla ait olduğunu unutmayın.

Bizim eskiler adalet ve adil kavramlarını başı kaba saydıkları Türklerin diline sığmayacak kadar yüksek saymış ve bunları Kur’an’ın diliyle söylemeyi, adaleti Tanrı katına yükseltmeyi daha doğru bulmuşlar. Bunu yapan aydınlarımız adalet düşmanlarının bundan faydalanacaklarını düşünmemişler. Ne bilsinler ki, günün birinde “adalet’in kılıcı keskindir” denince, halk bunu “Padişahın kılıcı keskindir” diye anlayacak; doğruluktan, doğru adam olmaktan çıkan padişaha adil denmesini kimse yadırgamayacak?

– … Yalnız bunlar arasında kendi kendilerini aldatanlar, halk alkışladı diye kendilerini büyük politikacı sananlar da vardır ki, bunlar ayrı.

– Ya, demek bu türlülerini tutmuyorsun? Ama ölçmesini bilen bir adam düşün. Birçok bilgisizler ona boynunun dört kulaç olduğunu söyleseler, buna inanmazlık edebilir mi?

– Dünyada edemez!

– Öyleyse kızma bu adamlara canım. Dünyanın en eğlenceli insanlarıdır bunlar. Toplumu iyi edeceğiz diye bir sürü kanunlar korlar, böylece kötülüklere bir son vereceklerini umarlar. Ama aslında, Hydra’nın bin başından birini kestiklerini, her kestikleri başın yerine de yeniden ikisinin çıktığını fark edemezler.

Bir insanın içinde iki yan vardır: Biri iyi, biri kötü. İyi yan, kötü yanı buyruğuna aldı mı, buna kendine hakim olma diyoruz, bunu yapanı da övmüş oluyoruz. Tersine, kötü eğitim görme, kötülerle düşüp kalkma yüzünden iyi yan zayıflar da, kötü yanın buyruğuna girerse, böyle birine de kendinin kölesi deriz. Buysa kötüleme olur.

Devletin en iyi bir devlet olmasında en çok payı olan değerlerden bahsederken:

…yoksa çocuk, kadın, köle, hür insan, işçi, yöneten, yönetilen, herkesin, başkasının işine karışmadan kendi işini yapması mı?

Yargı, yönetim vb. ilkelerin birbirinden ayrı uygulamaya dökülmesi gerekliliği üzerine:

Devlette yargıçlık yetkisini yönetenlere vermeyecek misin?

Çünkü, birçokları zorla giriyorlar tartışmaya. Tartıştıklarını sanıyorlar. Oysa ki yaptıkları tartışma değil, çekişmedir. Neden dersen, bir meseleyi ayrı ayrı yönleriyle ele alıp inceleyemezler. Karşılarındakinin tersini söylemek için kelimelere takılırlar. Tartışmak değil, hır çıkarmaktır bu.

…devletin yönetiminde kadının kadın olduğu için, erkeğin erkek olduğu için daha iyi yapacağı iş yoktur. Yaradılıştan her iki cinste de aynı güçler vardır. Kadın da erkek gibi bütün işleri görebilir. Ne var ki, kadın hiçbir işte erkek kadar olamaz.

Devlet bekçilerinde kadın-erkek eşitliği ve her işi ortak görmeleri üzerine konuşurken:

Bekçilerimizin kadınları hepsinin arasında ortak olacak, hiçbiri hiçbir erkekle ayrı oturmayacak. Çocuklar da ortak olacak. Baba oğlunu, oğul babasını bilmeyecek.

Üzerinde anlaştığımız ilkelere göre, her iki cinsin de en iyilerinin en fazla, en kötülerinin de en az çiftleşmeleri gerekir. Ayrıca en kötülerin değil, en iyilerin çocuklarını büyütmeliyiz ki, sürünün cinsi bozulmasın.

…delikanlılarımızla kızlarımızı, düğün dernekle evlendireceğiz. Kurbanlar keseceğiz ve şairlerimizden bu evlenmeleri kutlayan şiirler isteyeceğiz. Evlenmelerin sayısını da devlet adamları kestirecek. Bu sayı savaşlara, hastalıklara ve daha başka olaylara göre azalıp çoğalacak. Öyle ki, devlet, toplumun azalmasını da önleyecek, çoğalmasını da.

Kadının yirmisinden kırkına, erkeğinse en azgın olduğu çağı geçtikten sonraya, elli beşine kadar çiftleşmesi gerektiği üzerine konuşurken:

Eğer bir kimse bu yaşların altında ve üstünde çocuk yapacak olursa, onu dine ve devlete karşı bir suç işlemiş sayacağız. … …bu törenler seçkin insanlardan hep daha seçkin çocuklar, yararlı insanlardan daha yararlı çocuklar doğması için yapılır. Bunun dışında kalan her üretme, karanlıkların ve korkunç bir azgınlığın işi sayılacak.

Hele devlet bir tek insan gibi olursa! Örneğin, bir insan parmağından yaralansa, canı ve bedeni onları yöneten başla birlikte bu yaranın acısını duymaz, parçanın derdi bütünün derdi olmaz mı?

Savaşta yiğitçe ölenlere gelince, ilk iş olarak, altın yaradılışlı diyeceğiz onlara.

Orta halli bir insan hiçbir zaman, hiç kimseye, ne de devlete büyük ölçüde zarar verir.

Bir devlette başa geçenler, başa geçmeyi en az isteyenler oldu mu, dirliğin de, düzenin de en iyisi olarak var demektir. Baştakilerin böyle olmadığı yerdeyse, tam tersine, ne dirlik vardır ne düzen.

Solon, yaşlılar çok şey öğrenebilir der, ama inanmamalı buna. Konuşmasını öğrensin bakalım yaşlı adam. Değişik ve çetin işler gençlere yaraşır.

…hür insan hiçbir şeyi köle gibi öğrenmemeli. Bedene zorla yaptırılan şeyin ona bir kötülüğü olmasa bile, kafaya zorla sokulan şey akılda kalmaz.

Anlaşmazlık bulunan devletler (timokrasi) üzerine konuşurken:

Ama bu devlette bilgili insanların başa gelmesinden korkulacak; çünkü bunlar az çok katışmış; sadeliklerini, sağlamlıklarını yitirmiş olacaklar. Barıştan çok savaş işlerine yarayan daha kaba, daha atılgan insanlar beğenilecek. Kurnazlıklar, savaş ustalıkları değer kazanacak.

Bu çeşit insanlar, oligarşik devletlerde olduğu gibi, zenginlik tutkusuna kapılacaklar. Tapar gibi sevdikleri altını, gümüşü karanlık gizli dolaplara, hazinelere doldurup herkesin gözünden kaçıracaklar. Bir ine çekilir gibi kapandıkları evlerinin içinde kadınlara ya da diledikleri insanlara zengin ziyafetler çekecekler.

…bu düzenin en göze batan yönü taşkınlığı beslemesinden gelen şan, şeref düşkünlüğüdür.

Timokrasiden oligarşiye nasıl geçildiğini anlatmaya çalışırken:

Herkesin altınını biriktirdiği gizli çıkın yok mu, timarşiyi yıkan işte budur. Para harcayacak türlü yerler bulurlar ilkin. Rahatça harcayabilmek için de yasaları bozarlar, sonunda ne kendileri sayar kanunları ne de kadınları.

Komşu komşuya özene özene, zamanla, bütün toplum onlara benzer.

… Tanrı, kınalı yabanarılarını hep bir örnek yaratmış, ama iki ayaklı yabanarılarını ikiye ayırmış; kimini iğnesiz, kimini iğneli yapmış; iğnesiz arılar kocayınca dilenci olur, iğnelilerde haydut sürüsü.

Bir şehirde dilenci gördün mü, orada hırsızlar, yankesiciler, dinsizler, kanlı katiller de vardır.

Haydi bakalım dostum, zorbalık nasıl bir düzenmiş, onu görelim şimdi, bu devlet şeklinin demokrasiden doğduğu şüphe götürmez!

Kurbanların bağırsakları arasına insan bağırsağı karışır da biri bunu yerse, hemen kurt oluverirmiş, duymadın mı bu masalı?

Halkın başına geçen adam, çokluğun kendine kul köle olduğunu görünce yurttaşlarının kanına girmeden edemez. Onun gibilerin hoşlandığı lekeleme yolunu tutar, onu bunu suçlandırıp mahkemelere sürükler, vicdanını kirletip canlarına kıyar, ağzını, dilini hısım akrabasının kanıyla boyar; kimini sürer, kimini öldürtür; bu arada halka borçların bağışlanacağı, toprakların yeniden dağıtılacağı umudunu verir. Böyle bir adamın kaderi bellidir artık. Ya düşmanlarının eliyle ölecek ya da bir zorba kurt olacaktır.

Zorbadan bahsederken:

Devletten kovulur da, düşmanlarını alt edip yeniden başa gelirse, o zaman tam bir zorba olur bu adam.

Düşmanları onu devirmeye ya da halkla araasını açıp öldürtmeye çalışırlar. Hiçbirini başaramayınca kendileri onu gizlice öldürme çarelerini ararlar.

İş buna varınca, zorba bilinen çareye başvurur: Canını koruyacak bekçiler ister halktan. Halkın koruyucusu yaşamalı ki, halka hizmet edebilsin, değil mi ya?

Halk da tabii verir ona bu bekçileri; çünkü bütün korkusu koruyucusunu kaybetmektir. O durdukça kendini güvenlikte sanır.

Halkın koruyucusuna gelince, Homeros’un sözü onun için söylenmez herhalde: “Devrildi koca bedeni, serildi boylu boyunca.” Tersine, o devirir düşmanlarını, biner devlet arabasına. Ondan sonra koruyucunun astığı astık, kestiği kestiktir.

İlk günler zorba, dört bir yana selamlar, gülümsemeler dağıtır, zorbanın tam tersi gibi gösterir kendini; yakınlarına ve halka bol bol umutlar verir, borçluları avutur, herkese, hele kendi adamlarına topraklar dağıtır, dünyanın en cömert, en tatlı adamı gibi görünür, değil mi?

İlkin dış düşmanlarıyla uğraşır, kimiyle anlaşır, kimini yener, ama onlardan korkusu kalmayınca yeni savaşlar çıkarır ortaya, halkı hep buyruğu altında tutmak için.

Hem de vergilerle fakirleşen yurttaşlar işten başkaldırmasın, kendine karşı ayaklanmasınlar diye.

Ona boyun eğmeyecek dik kafalı insanlar görürse, haklarından gelmek için gene savaşa başvurur, düşmana salar onları. Bütün bunlardan ötürü bir zorba, her zaman savaş kundakçısı olmak yolundadır.

Zorbanın yükselmesine yardım etmiş hatırı sayılır kimseler arasından sözlerini esirgemeyenler çıkar, en yiğitleri kendi aralarında, hatta zorbanın yüzüne karşı durumun kötülüğünü söylerler.

Başta kalmak isterse zorbanın bütün bu adamları temizlemesi gerekir. Dostları arasında olsun, düşmanları arasında olsun bir tek değerli insan bırakmaz.

Gözünü dört açıp kimlerde yürek, üstünlük, akıl, kudret olduğunu bir bakışta görmek zorundadır. İstesin istemesin, bunlarla uğraşmadan, ayaklarını kaydırmadan rahat edemez. Sonunda devleti temizler hepsinden.

Yapabileceği iki şey birbirinden beterdir: Ya yaşamaktan vazgeçecek, ya çoğu kendini sevmeyen aşağılık insanlar arasında yaşayacak.

Yurttaşlarını ne kadar kızdırırsa, bekçilerini de o ölçüde çoğaltmak, onlara güvenmek zorunda kalmayacak mı?

Bazı şeyler, binlerce yıl geçse de değişmiyormuş demek ki. Lütfen bkz. Zorba.

Tembellik Hakkı – Paul Lafargue

Vedat Günyol’un çevirisini okumayı henüz bitirdim. 60 sayfalık kısa bir kitap ve Karl Marx’ın damadı Paul Lafargue tarafından bildiri niteliğinde kaleme alınmış ve 1883’ye yayımlanmış. Aşağıdaki alıntıları dönüp baktığımda bulabileyim diye buraya yazmak istiyorum.

Çocuk işçilerin çalışma koşullarını eğitimle desteklediklerini savunan Bay Scrive’a hitaben:

12 saat çalışma, hem de ne çalışma, 12 yaşında olmayan çocuklara kabul ettirilen! Materyalistler, bu Hıristiyanları, bu insanseverleri, bu çocuk cellatlarını fırlatacak bir cehennem olmadığına hayıflanacaklardır hep.

İşçilerin çalışma saatlerinin günde 3 saatle sınırlanması tezini savunurken:

Kapitalistleri, tahta ve demirden makinelerini geliştirmeye zorlamak için, ücretleri artırmak, et ve kemikten oluşan makinelerin (yani işçilerin) çalışma saatlerini azaltmak gerekir.

Niteliksiz işlerin karşılanması konusundaki gelecek vizyonumu 130 yıl önceden paylaşırcasına:

Hala anlamıyorlar makinenin insanlığın kurtarıcısı olduğunu; insanı aşağılık ve ücretli işlerden kurtaracak olan, azat eden, boş zaman ve özgürlük veren Tanrı olduğunu!