Edepsiz Komedi [18+]

22 Eylül’de Tuğçe ile birlikte Metin Zakoğlu’nun Edepsiz Komedi adlı stand-up gösterisine gittik. O tarih aynı zamanda kendilerini 1453 Kartallar diye adlandıran bir taraftar (demeye de dilim varmıyor ama) grubunun sahaya inerek maçı tatil ettirdiği olaylı Beşiktaş-Galatasaray derbisinin olduğu akşamdı. Metin Zakoğlu’nu ilk defa izlemeye gittiğimiz için, Kozyatağı’nda bulunan “Gazanfer Özcan – Gönül Ülkü” sahnesinin boşluğunu kendisinin de söylediği üzere derbi maçına bağladık. Kaba hesapla 500 kişi alabilecek salonda toplasan 50 kişi vardı ya da yoktu. Fakat Metin Zakoğlu bizleri güzelce bir selamladı ve sahnesine muhabbetle girdi. Gösterisinin ilerleyen dakikalarında da anlattığı üzere, tiyatroyu var eden güruhun işte bu tarz günlerde dahi oyunu izlemeye gelenler olduğunu gösterdi.

Biz oyuna bilet aldığımızda Metin Zakoğlu’nun (Metin diyelim kendisine) Dünyanın Cinsel Afrikası’nı anlatacağını düşünmüştük. Nitekim bir yere kadar öyle de oldu; fakat genel olarak aklımızda kalanların açıkçası ülkenin cinsel bakış açısıyla pek bir ilgisi yok. Oyun tanıtımında her bir gösterinin bir diğerinden farklı olduğu söyleniyor, belki de durum bundan ibaret olduğu için bu konuda beklediğimizi bulamadık. Gösterinin adındaki “Edepsiz”, gösterinin bolca 18+ söylem içermesinden geliyor sanırım. Normalde hiç ağzını bozmadığını söyleyen Metin, bu oyunu özellikle böyle yazmış. Hatta söylediğine göre ilk yazdığında “ben bu kelimeleri nasıl söyleyeceğim?” diye düşünüp durmuş, oynarken utancından söylemekle söylememek arasında gidip gelirken esprileri mahvetmiş. Ama şu anda çok rahatça söyleyebiliyor, tescilledik. 🙂

Oyunun içeriği hakkında anlatacak çok fazla şeyim yok aslında. Zaman geçirmek için gidilebilir, Metin’in karakteri için gidilebilir, görüşleri için gidilebilir, gay asistanı için gidilebilir – adam inanılmaz güzel gülüyor. Metin ön sıradaki asistanına takıldıkça takılıyor, asistanı gülüyor, sonra ben asistanın gülüşüne gülüyorum. Çok acayipti. Belki daha kalabalık bir günde tekrar gidilip görülebilir bile. Nasıl olsa gösterisi sürekli değişiyormuş. Üstelik Cafe Theatre adını verdiği bir tiyatrosu da var ve bu oyunu normalde orda, yemekli bir şekilde sergiliyor. Çok da sıcakkanlı bir insan ve küçük de olsa izleyici güruhunu oyuna katmayı (zorlaya zorlaya da olsa) başarabiliyor – hatta çok ileri gidecek olursam, seyirciye “sahne sanatları nasıl alkışlanır” eğitimi vererek kendini oyun boyunca alkışlattı; ama alkışları da hak ediyordu. Kendisinin oynadığı farklı oyunlar da var, sanırım farklı gösterilerine de katılacağım.

Leave a Reply