Son zamanlarda izlediğim sinema filmleri

Not: Çeşitli spoilerlar içerebilir. Okumak tamamen sizin inisiyatifinizde.

The Dictator (2012)

IMDB puanı: 6.4
Metascore: 58
Puanım: 5/10

Sacha Baron Cohen’i itici buluyorum ve bu filmi de çerez niyetine izledim. İçerisinde klişe olmayan bazı güzel mesajlar olsa da, bana Amerikan milliyetçiliğinin klasik bir ürünü gibi geldi. Ciddi bir şeyler aramıyorsanız ve ne kadar güldüğünüz o kadar da önemli değilse izlenebilir.

Ted (2012)

IMDB puanı: 7.0
Metascore: 62
Puanım: 7/10

Family Guy’ın yaratıcısı Seth MacFarlane’in mizah anlayışını severim. Her ne kadar dizinin son sezonlarında kötü yönde biraz abartsa da diziyi izletmeyi başarıyor. Ted’i, Family Guy’dan biraz soğumuşken izlediğim için beklentim düşüktü; fakat beklentim boşa çıktı ve filmi çok beğendim. Erkeğin çocukça davranması, kadının ciddiyet beklemesi gibi klişe konuları bir kenara bırakacak olursak “oyuncak ayının canlanması” fikri ve bu ayının “super best friends” tarzı değil de kan kardeşi tarzında bir arkadaş olması filmi güzel kılmış. Özellikle parti sahneleri çok güzeldi.

Warm Bodies (2013)

IMDB puanı: 6.9
Metascore: 59
Puanım: 7/10

Zombilere ve kıyamet senaryolarına hayranım. Zombili film diye izledim, bambaşka bir şey çıktı! Filmin başında parlak zombi oğlanı görünce dedim, “kesin saçma sapan bir şeyler çıkacak.” Çıkmadı; yani saçma sapan çıkmadı. Filmde bu kez zombilerin tarafındayız ve olayı onların gözünden görüyoruz. Bir tutam da insancıllaşma var. Herhangi diğer zombi filmlerini benim gözümde geçemez ama izlemesi farklı bir tecrübeydi.

World War Z (2013)

World War Z

IMDB puanı: 7.1
Metascore: 63
Puanım: 8/10

Zombileri seviyorum demiştim, değil mi? Brad Pitt’i de severim. Bu filmi de sevdim. Film ilk çıktığında çok fazla olumsuz yorumla karşılaşmıştım. Ancak ordunun “kurtarıcı” olarak gösterilmemesi, beklenmedik ölümler, zombileştiren virüsün zayıf noktasının bulunması ve yeteri derecede aksiyon filmi güzel kılmış. Hele o İsrail neydi öyle! İsrail’in nasıl olup da zombi istilasından kurtulduğuna yönelik geçen konuşma bambaşka güzellikteydi:

“1930’larda Yahudiler, toplama kamplarına gönderileceklerine inanmayı reddettiler. 1972’de olimpiyatlarda katledileceğimizi anlamayı reddettik. 1973 Ekim’inden önceki ay, Arap askeri hareketlerini gördük ve oybirliğiyle bir tehdit olmadığını düşündük. Ama bir ay sona Arap saldırısı bizi denize döküyordu. Biz de bir değişiklik yapmaya karar verdik: Onuncu Adam. Dokuzumuz aynı bilgiye bakıp aynı sonuca varıyorsak, onuncu adamın görevi karşı çıkmaktır. Ne kadar olanaksız görünürse görünsün, onuncu adam diğer dokuz kişinin yanıldığı varsayımını araştırmalıdır.”

O kadar güzel ki…

The Internship (2013)

IMDB puanı: 6.3
Metascore: 42
Puanım: 3/10

Filmi satabilmek için Google’ı kullanan, vasat ötesi bir film. Daha fazla söyleyecek bir şeyim yok.

Pacific Rim (2013)

IMDB puanı: 7.3
Metascore: 64
Puanım: 6/10

Çok daha kötü bir film beklemiştim ama kıyamet sonrası bir senaryoya sahip olduğunu öğrenince, içinde geçen kocaman robotlara rağmen izleyeyim dedim. Her ne kadar bir Amerikan başarı hikayesi olsa da, izlenebilir düzeyde bir film.

The Book of Eli (2010)

IMDB puanı: 6.8
Metascore: 53
Puanım: 4/10

Ben bu filmin çok yüksek bir puan aldığını sanıyordum, meğerse almamış. Film biterken boşa geçen 2 saatime küfrediyordum. Kitabın hristiyanların kutsal kitabı olduğunu nasıl tahmin edemedim ki? “The Book” sonuçta. Filmin tek güzel tarafı, Carnegie’yi oynayan Gary Oldman’ın kitabı arama amacıydı: Toplulukları kontrol etmek. Onun dışında tüm film tanrı tarafından görevlendirilmiş bir adamın 30 yıl boyunca kıyamet sonrası bir senaryoda, tüm dünyada sağlam kalmış tek İncil’i, ABD’nin doğu yakasından batı yakasına, kurulan büyük kütüphaneye götürmeye çalışmasını anlatıyor. Verdiğim 4 puanın 3 puanı Gary Oldman’ın repliğine, kalan 1 puanı da aksiyon sahnelerine veriyorum. Berbat bir filmdi.

The Croods (2013)

The Croods

IMDB puanı: 7.3
Metascore: 55
Puanım: 8/10

Hayatımda izlediğim en güzel masallardan biri olmaya aday. Güldüm, ağladım, animasyonun yapılışına ve filmin çeşitli noktalarına serpilmiş detaylara hayran kaldım. Ateşin bile yaygın olmadığı zamanlarda, kıtaların birbirinden ayrılmaya başlamasıyla değişen dünyada hayatta kalmaya çalışan 6+1 ilkel insanın anlatıldığı filmde bolca sevgi var. Guy’ın ateş yakma gibi konulardaki pratikliği ve Grug’ın fotoğraf çekme (?) gibi ilginç fikirleri var. Filmin sonunda ise o 6+1’e eklenen başka +1’ler var. Çok güzeldi, çok.

Leave a Reply