Categories
Hayat

Dün Ankara’da çıplak dolaşan adam bendim

Birkaç ay ayrı kaldık diye hemen de unutuvermişim: Ankara soğuktur! 2 günlüğüne gidiyorum, hep kapalı alanlarda zaman geçireceğim, dedim. İstanbul’da hava çok sıcak, sweatshirt ile bile pişiyorum, dedim. Böyle diye diye işte o hatayı yaptım ve ne bir mont, ne bir kaban almadan düştüm yola. İlk gün çok etki etmediyse de, Cuma sabahı karbonmonoksit kokuları arasında Sıhhıye’ye çıkarken ne kadar yanlış yapmış olduğuma dair düşüncelere gark olmuştum bile. Yarım saat sonra Bilkent’in buz tutmuş suretini görünce bedenim fıldır fıldır oynamaya başladı. Altta t-shirt, üstte sweatshirt, onun üstünde de Bilkent’in buz gibi havası.

Evet, dün Ankara’da çıplak dolaşan adam bendim ey Ankaralı! Sen bana nerde görsen baktın, bana baktın ve “bu adam ne yapıyor” dedin. Ankaralı, sen haklısın.

Ama Ankara, seni özlesem de sen beni bir sıcak karşılayamadın be!

Categories
Gezi İçmek Yemek

Ankara’da ne yenir?

Bahsettiğim şey tabii ki ev yemekleri değil. Bir Adanalı olarak Adana’da birçok iyi restoran ve cafe alternatifi bulunsa da, aynı durum Ankara için geçerli değil. Ankara’da geçirdiğim 5 yıl boyunca arabam olmadığı için ne yazık ki metronun ya da okul servisimin gidemediği yerlere pek gidemedim, ama bu sınırlar içerisinde oldukça sevdiğim yemekçiler oldu. İstanbul’a taşınalı 1 ay olmuşken geride bir referans bırakmak adına Ankara’da neler yenebileceği hakkında bir yazı yazmak istedim.

Mercimek Çorbası: Devrez

Esat üzerinde bulunuyor ve yanılmıyorsam 24 saat açık. Çorba kadar sunumları da oldukça güzel ve fiyatlar orta halli. Masada tabak olmadan nasıl salata yenir öğrenmek istiyorsanız bir uğrayın. 🙂

Pizza: Pizzacı Altan

Burayı ne yazık ki çok geç keşfettim; İstanbul’a taşınmadan yaklaşık 1 hafta önce beni buraya Berkan götürdü; o bir hafta iki güne bir pizza yemeye buraya gittik. Yaklaşık 2 yıldır açıklar ve Kennedy üzerindeler. Yakında Ankara’da ODTÜ ve Bilkent şubelerini açmayı planlıyorlarmış. Şu anda hatırlamadığım bir tatil beldesine de şube açacaklar. Ustası 2 yıl İtalya’da ve Almanya’da kalmış. Gerçek İtalyan pizzası yaptığını iddia ediyor ama ben öyle düşünmüyorum. Yine de pizzaları çok lezzetli. Pizza boyları standart ve en pahalı pizza yanlış hatırlamıyorsam 13 TL idi. Beni doyuruyor. Karışık pizzayı normalde sevmem ama buradaki hoşuma gitti. Özel iki lezzet denemek isterseniz etli pizza ve pastırmalı pizza şahane.

Pizza: Turtles Pizza

Mekanın kendisine hiç gitmedim ama sıkça Yemeksepeti üzerinden sipariş verdik. Pizzaları Altan’ınki kadar özel bir lezzete sahip olmasa da oldukça lezzetli. “Maç Menüsü” özellikle güzel. Pizzalarının özel tarafı ise çok büyük olmaları. 50 cm çapında pizza yapıyorlar. İlk sipariş verdiğimizde pizza kutusu düz bir şekilde kapıdan geçmemişti. Şimdi kutuları biraz küçülttüler – artık kapıdan geçebiliyor, ancak pizzanın bir kenarı hafif kıvrılmış şekilde geliyor; çünkü kutuya sığmıyor. 🙂 Fiyatı pizzanın boyutlarına göre oldukça ucuz. 50 cm çapındaki pizza normal boyutlardaki 4 insanı tıka basa doyurabilir.

Piliç Çeşitleri: Germeç Piliç

Hayatımda yediğim tartışmasız açık ara en iyi piliç ürünlerini burası yapıyor. Fiyatları gün geçtikçe artsa da hala birçok alternatifine göre ucuz. Birkaç ay önce 24 saat çalışmaya başladılar ve gece 3.30’a kadar da eve servis yapıyorlar. Piliç seviyorsanız mutlaka denemelisiniz. Pilavlarının tadı günden güne değişiyor; ama eğer sıcak ve taze pilava rast gelirseniz, hele bir de o pilavın üstüne ızgarada pişmiş tavuğun yağı akmışsa gel de yeme de yanında yat. Benim favorim Germeç Spesiyal. Birçok ürününü deneme imkanı bulabiliyorsunuz. Kaburga, pirzola ve kanat ayrıca şahane.

Kokoreç: Kokoreççi Hacı

 

İzmir usulü kokorecin ne demek olduğunu ben Hacı sayesinde öğrendim. Ondan sonra fark ettim ki, ben o güne kadar hiç kokoreç yememişim. Ankara’da kokoreci İzmir usulü yapan farklı yerler de keşfettim ama hiçbiri Hacı’nın lezzetinin yanına bile yaklaşamadı. Eğer Adanalıysanız ve şırdanı seviyorsanız, bu usul kokoreci de seveceksiniz. İnce ince kıymak yerine kokoreci fırınlayıp büyük parçalar halinde doğruyorlar. Üzerine isterseniz acı. Bence daha iyisi yok. Bu arada tabii ki söylemek gerek: Yemeniz gereken kokoreç türü fırın kokoreç.

Hamburger: The Bigos

Ankara’da “Burger & Beer” konseptine sahip olan çok fazla mekan yok. The Bigos bunlardan biri. 7. caddenin sonu ile 6. caddenin kesiştiği yerde ve akşamları yer bulmak oldukça zor olabiliyor. Hamburgerleri hala yediğim en güzel hamburgerler. İstanbul’da da birkaç yerde yedim, ancak bu konudaki kararım değişmedi. Üstelik hamburger, patates ve biraya toplamda 20 TL gibi bir fiyata sahip olabiliyorsunuz. Sundukları sos çeşitleri de ayrı güzel. Jack & Daniels’ın barbekü sosunu ilk defa burda yedim – içinde viski de mevcut ve tadı çok güzel. Bigos’un konsepti direkt olarak ABD’ye selam çakıyor, bu nedenle burda Dr. Pepper ve Mountain Dew gibi içecekler, Oreo gibi kurabiyeler ve ABD menşeili soslar da bulmanız mümkün. Bunun yanında tavukları ve balıklarını da denedim, onlar da gayet güzel ama hamburgerlerini tek geçerim.

Fırın Ürünleri: Big Baker

Yanlış bilmiyorsam açılalı 1 yıl oldu ya da olmadı. Kısa bir süre sonra da favori kahvaltı mekanımız oldu. Yazın açık havada, kışınsa kapalı balkon tarzında hizmet veriyorlar. İçeride otururken fırınla aranızda herhangi bir duvar yok, bu nedenle mutfağı sürekli izleyebiliyorsunuz. Kendi ekmeklerini kendileri yapıyor ve hamur kullandıkları ürünlerinde kendi fırınlarını kullanıyorlar – ki buna hamburger ve pizza da dahil. Ancak benim buradaki favori yiyeceğim bir Karadeniz harikası olan Mıhlama. Mıhlamayla birlikte kendi ekmeklerinden de getiriyorlar ki ban babam ban.

Makarna: Bacchus

Gerçek İtalyan makarnası aramıyorsanız ama orgazmik bir makarna yiyeyim diyorsanız, aradığınız mekan burası. Maksimum 14 TL’ye Ankara’da yiyebileceğiniz en iyi makarnalardan birini burada yiyebilirsiniz. Hacettepe Üniversitesi’nin hemen arka tarafında Hamamönü’nde konuşlanmış; yani öğrencilerle iç içesiniz. Fettucini ya da Tagliatelle gibi çeşitleri yok. Sadece Penne ve Spagetti yapıyorlar ama her bir Penne çeşidi birbirinden güzel. Özellikle (köri soslu, sebzeli) tavuklu penneler bir harika. Benim gibi yemek azmanı bir insan sabah burada bir porsiyon makarna yiyip ertesi güne kadar tok kalabiliyor. Porsiyonları da işte böyle doyurucu. Gerçi genelde Tuğçe’nin bitiremediklerini de ben yiyorum ama olsun. 🙂

Tatlı: Aylak Madam

Yemeklerini o kadar da sevmiyorum ama ortamı ve tatlıları oldukça güzel. Dondurmalı Brownie özellikle denemeye değer. Sıcak şarap içmek için de alternatif bir mekan olarak düşünülebilir. Eskiden Don Kişot vardı, oranın sıcak şarabı çok iyiydi. Son gittiğimizde pek beğenmedik, şimdi de baktım ve gördüm ki işletmeci ortak arıyorlar ve mekanı değiştirme niyetindeler. O nedenle Don Kişot’u ek olarak yazmak istemedim.

Nargile: Tömbeki

Genel olarak Kızılay’da gidilebilecek nadir bir iki nargileciden biri. Bahçeli 7. caddedeki Havelka kalitesinde yapıyorlar. Alkollü bir mekan olmaları nargilenin yanında artı oluyor.

Şimdilik aklıma gelen mekanlar bu kadar. Eminim ki unuttuğum birkaç mekan daha var ama şu anda ne kadar düşünürsem düşüneyim aklıma gelmiyor. Aklıma yeni bir şeyler gelirse bu yazıya not düşerek gerekli düzenlemeleri yaparım. Sizin favori mekanlarınız varsa siz de yazabilirsiniz.

Categories
Gezi İçmek Yemek

Ankara vs. İstanbul

Daha Amsterdam’ı anlatmadan İstanbul’u anlatmak biraz ters kronolojiye sebep olacak ama yapacak bir şey yok. Can ne isterse onu yapıyor. Önümüzdeki aylarda daha da çoğalacağını düşündüğüm bu git gellerle az buz da olsa İstanbul’u da keşfedeceğim herhalde. İstanbul’da yaşamayı hiç istemeyen biri olarak bu günübirlik ziyaretler beni hem doyuruyor, hem de bana keyif veriyor.

Uçağın inmesinden sonra araba, taksi ve dolmuşla geçen bir dizi yolculuğun sonrasında daha Üsküdar’a adımımı attığım anda başım dönmeye başladı. Kendimi binlerce gözün önünde arenaya salıverilmiş aciz bir gladyatör gibi hissettim desem yeridir. Kalabalığın daha önce bu kadar başımı döndürdüğü olmamıştı. 15-20 dakikalık bir “cüzdanı sağlama alayım, telefon cebimde mi, aman arkamı kollayayım,” düşünceleriyle dolu bir yürüyüşten sonra belediyenin Paşalimanı’ndaki cafesine girdik. Denize sıfır bir mekan, bizim de oturduğumuz yerle deniz arasında 10 cm fark vardı yoktu. 🙂 Mekan açık hava olduğu için martılar da gırla. Kimisi masaya pislemiş, yukarıdaki direğe de oturup arkasını bize vermiş, yemeklerimizi tehdit ediyor; kimisi korkuluğun öte tarafında, oturanların attıkları ekmek ve diğer gıda maddeleri için serçelerle yarışa giriyor… Fiyatları öyle bir yere göre gayet iyiydi. Bizim Bilkent restaurantlarını alıp oraya koysan 5 kat fazla fiyat çekerler. Somonlu Linguini fena değildi ama porsiyon küçüktü.

İstanbul’un bana göre en güzel yanı vapur. Ne kadar klişe olursa olsun deniz havasını içine çekmek, vapurun rüzgarında tatlı tatlı oturmak gibisi yok. Üsküdar’dan Eminönü’ne geçmek için de vapurdan iyi alternatif yok dolayısıyla. 🙂 Bir dahaki gidişimde aklıma gelmezse diye aha buraya yazıyorum: “O vapura bir somun ekmekle binilip martılara ekmek atılacak. Birbirleriyle giriştikleri yemek kavgası izlenip şeytani bir keyif alınacak.” Şaka bir yana, acayip bir çekişme var aralarında. Paşalimanı’ndaki martılar ekmeği beğenmiyordu oysa ki.

Fazla mı klasik bir yazı oluyor? 🙂 İstanbul’a indiğimde ben bile “köyden indim şehre” misali hislere kapılıyorum. İstanbul’un benim için böyle kalmasını da temenni ediyorum, bu klasikler umarım bana hep bu tadı verebilir. Eminönü deyince de tabii balık ekmek yemeden geçmek olmaz. Bir Adanalı olarak şalgamı severim, sevdiririm, rakıyla içerim. Ama turşu suyu da çok güzel yahu. Hele içine doldurdukları turşuyla beraber 1.50 TL’ye satmıyorlar mı, aynısını marketten almaya kalksam en az 5 TL.

Sıra Taksim’de. Meydana çıkan yolu kapatmışlar, o nedenle İstiklal’e daha yakın bir yerde indik ve “şimdi ne yesek” derken inanılmaz güzel dondurma yapan bir dükkana girdik. Dondurmaları kendileri yapıyormuş ve normal dondurmaya göre oldukça pahalı bulmama rağmen kesinlikle değdiğini düşünüyorum. İstanbul’da çoktan yayılmış, 7 şubeleri varmış. İzmir’e şube açmak üzerelermiş. Mekanın adı Cremeria Milano, web sitesine gidiş burdan. Aslında bu yazıyı yazış amacım sırf bu dükkandı. Yok böyle bir dondurma. İtalyan dondurması yaptıklarını iddia ediyorlar ama ben İtalya’da bile böyle dondurma yemedim. Bunun sebebi İtalya’da kaliteli bir mekan arayışına girmeyişimiz de olabilir, ancak yine de ne Roma’da, ne de Venedik’te böyle bir dondurma yemiş değilim. Hayatımda yediğim en güzel dondurmaydı. Tek topu 6 TL, çift topu 10 TL idi. Sade ve karamel yedim, kakaonun da tadına baktım ve bir dahaki gidişimde bir kase dolusu kakaolu dondurma yemenin daha şimdiden hayalini kuruyorum.

Dondurmadan bahsettiğime göre artık yazımı bitirebilirim, bundan sonrası yine vapur, metro, araba, uçak ve Ankara. Evim evim güzel evim.