Categories
Data Science

Big Data hakkında notlar

Bill Howe’un Introduction to Data Science dersinden Big Data hakkında bir iki notu yazmak lazım ki unutmayalım.

  • University of Berkeley’den Michael Franklin diyor ki: “Big Data is any data that is expensive to manage and hard to extract value from.” Yani Big Data’nın Big kısmı aslında göreceli. Verinin büyüklüğünü ölçmenin tek yolu ne kadar yer kapladığı değil, veriyi ayıklamanın ne kadar problemli olduğu.

  • Big Data ile ilgili önemli bir soru şu: Bu kadar fazla veri nerden geliyor?
  1. Kullanıcılardan alınan veriler. Kullanıcılarla sistem arasında eskiden olduğundan çok daha yüksek bir etkileşim mevcut. Artık kullanıcılara sadece reklam göstermekle kalınmıyor, bu reklam sırasında ne zaman nereye tıklandığı gibi bilgilerin de bulunduğu click streamleri alınıyor.
  2. Sensörler. Teknolojinin gelişmesiyle beraber sensörler de gelişiyor ve ucuzluyor; böylece kullanımları artıyor. Geçen haftalarda insanların trafikte başka insanlara nasıl yardım ettikleriyle ilgili bir video izlemiştim. Video Rusya’daki olaylardan derlenerek hazırlanmış ve her bir senaryo arabanın ön tarafını çeken kameralar sayesinde kayda alınabilmiş. “Bu insanlar kamerayı bilerek mi koymuşlar?” diye düşünürken bu uygulamanın Rusya’da sigorta şirketlerinin isteği doğrultusunda standartlaşan bir uygulama olduğunu öğrendim. Düşünsenize, milyonlarca araba sürekli olarak video kaydı yapıyor. Bu arada merak edenler videoya buraya tıklayarak ulaşabilir.
  3. Her şeyi saklama yetisi. Yine teknolojinin gelişmesi sayesinde bir baytı saklamak için gereken maliyet gün geçtikçe düşüyor. Azalan bu maliyetin sonuçları da insanların “saklamasam da olur” dedikleri verileri dahi saklamasını getiriyor.
  • Big Data hususunda temel olarak 3 sorun var. Bunlar Volume, Velocity ve Variety. Volume, verinin büyüklüğü. Velocity, interaktif ortamlarda veriye olan talebe göre verinin işlenme hızı. Yani diyelim ki interaktif bir mecra olan sosyal medyadasınız. Birileri sürekli olarak yeni veri üretirken, sistemin bu verileri hızlıca anlamlandırması ve size anlamlı birer veri olarak sunması gerekiyor. Son olarak Variety, eldeki verilerin çeşitliliği. Çeşitlilik ne kadar artarsa, verilerin anlamlandırılması da o kadar zor oluyor.
  • Erik Larson taa 1989’da Harper’s dergisine demiş ki: “The keepers of big data say they do it for the consumer’s benefit. But data have a way of being used for purposes other than originally intended.” Bunu Bill Howe da sürekli tekrar ediyor. Özellikle yukarıda verdiğim örnekte, araba için kara kutu özelliği taşıyan video kayıt cihazlarının bundan belli bir süre sonra çok daha farklı amaçlara hizmet edebileceği, örneğin korkulduğu gibi özel hayatın gizliliğini ihlal edebileceği üzerine de duruluyor. Bill Howe’un da zaten Erik Larson’ın bu demecinden çıkardığı sonuç, özel verinin kamulaşma yönünde ilerliyor olması.
  • Son olarak Big Data’ya teknoloji odaklı bir bakış atarsak, Bill Howe’un da söylediği üzere disk kapasiteleri inanılmaz bir hızla artarken disk latency dediğimiz ve veriyi bulma olarak anlamlandırabileceğimiz “arama” hızı yerinde saymaya devam ediyor. Çok daha fazla veri saklayabiliyor olduğumuz doğrudur, ancak veriye ulaşma gücümüz verilerin de çoğalmasıyla aslında zayıflıyor.
Categories
Hayat

İnsana ve İnsanlığa Yabancılaşmak

Ben kendimi yardımsever bilirdim; belli düşünce kalıplarına sığmadan, olayların ve kişilerin arkasındakileri de görebildiğimi düşünürdüm. Az önce olan bir olay benim kendime, insana ve insanlığa olan bakış açımı değiştirdi.

Astro’yla Tuğçe’yi metro durağına bırakmaya çıkmıştık. Tuğçe’yi bıraktıktan sonra, hazır çıkmışken de az ilerideki büfeden kola almaya gittik. Saatin gece 12’ye gelmek üzere olduğunu belirtmeliyim. Dönüş yolu üzerinde, duvar kenarlığına oturmuş genç bir kadın rica ederek beni durdurdu. Daha o anda aklımdan binbir şey geçmeye başladı: “Para isteyecek herhalde, bak mahcup da görünüyor, kesin bir yere gitmesi gerektiğini söyleyecek, insanlar artık böyle mi dileniyor?” derken bana, “biraz yanımda durabilir misiniz?” dedi. “Tabii ki,” diye cevapladım ama bir yandan kafamda sorgulamaya da devam ediyordum. “Bir şeyiniz mi var?” diye sordum. Karnının ağrıdığını söyledi, anlaşılan ayağa kalkamıyordu. Ambulans çağırmayı teklif ettim ama buna gerek olmadığını belirtti. Ben de o iyi olana dek orda beklemeye karar verdim.

Böyle bir karar verdim vermesine, ama beynim de ordan oraya koşuşturup duruyordu. Aklıma organ mafyaları, hırsızlar, namus ya da töre cinayetleri gibi binbir tane şey geliyordu. Bu düşüncelere sahip olmak toplumun bu kadar yozlaşmasının bir parçası sanırım, fakat yine de bu düşüncenin arkasına sığınamayacak kadar utandım. Ben basit bir yardım isteğinin nelere mal olabileceğini düşünürken kadıncağız Astro’yla ilgilenip onunla oynamaya çalışıyordu. Astro da aksine, kimseye pas vermeyen bir köpek. Evde ne kadar uyuzsa, dışarda bir o kadar heyecanlı ve yerinde asla duramaz. O Astro’yla oynamaya çalışırken bir yandan muhabbet de ettik. Kendisinin de köpeği olduğunu söyledi. O sırada bir miktar alkol kokusu aldım ve nedense bu koku beni olayın masumiyetine bir anda ikna etti. Kadın Astro’yla oynarken kimi zaman söylenerek, “beni böyle kızdırdılar, ben de seni mi kızdırıyorum,” diyerek Astro’yla konuşuyordu da. Benim de aklım iyice, kadının biriyle kavga ettiğine kaydı, ortada aslında art niyetli bir durum olmadığına kanaat getirdim. Astro’nun kadına olan ilgisinden yaptığım bir çıkarımla kadının rahatsızlığını da anladım ama bunu burda söylemeye gerek yok.

Yaklaşık 15 dakikalık böyle bir maceranın sonunda kadın ayağa kalkabildi, benden uzun olduğunu fark edip şaşırdım. 🙂 Bana iyi geceler dileyip çok teşekkür etti. İyi olduğundan emin olmamdan sonra Astro’yla da vedalaştılar ve yoluna gitti. Ben de işte bu düşüncelerle baş başa kaldım. İnsanların art niyetli olabileceğinden, hatta ve hatta insanların profesyonel şekilde organize edilmiş bir suçun ön ayağı olabileceklerinden öyle büyük bir korku duymuşuz ki, kimse yolda gördüğü kimseye güvenemiyor. Buna ben de dahilmişim, bugün bu gerçek suratıma tokat gibi çarptı. Biraz kendini koruma mekanizması, birazsa hayatı daha tam anlamıyla bilememeyi bu durumun birer sebebi olarak görüyorum. Bugün bu olay bana dışarda sadece art niyetli insanların bulunmadığını, gerçekten doğru konuşan insanların da olduğunu ve daha doğrusu, bu tarz insanların da yardım isteyebileceğini öğretti. Kendimden utandım ama hiçbir şey için geç değil. Biliyorum, belki bu kadar kalabalık bir toplumda iyiyle kötüyü ayırt etmek çok zor. Ancak yine de bu samimiyete kendi çevremden başlamamak için bir sebep de göremiyorum. Seni rastgele bir kadın olarak anacağım ama olur da bir gün bu yazdıklarımı okursan, sana teşekkür ediyorum ve hakkında düşündüğüm onca kötü şey için çok özür diliyorum.