Türkiye’de trafik neden düzelmez?

Bugün trafikte yine sinirden köpürmüş bir şekilde ilerlerken, neden gittikçe daha sinirli bir insan olmaya başladığımı merak ettim. Çanakkale’nin ilçesi Lapseki’de yaşarken de insanların trafikteki davranışlarından yakınıyordum. Fakat son birkaç ayımı milyonlarca insanın yaşadığı Adana’da geçirince, yakınmalarım dayanılmaz buhranlara dönüştü.

Sanki koca bir “Kırık Pencere Teorisi”nin içinde yaşıyormuşuz da her yer ve herkes geri dönüşü olmayan şekilde çürüyormuş gibi hissediyorum. Şeridini korumayıp bir de başkasının önüne kıran arabalardan, üç adım ötedeki yaya geçidini kullanmak yerine yola atlayanlardan, sarıyı görünce yavaşlamak yerine hızlananlardan bahsediyorum. Her gün o kadar hassas bir düzensizlik içerisinde yaşıyoruz ki, saydıklarımın hepsi ölüme davet çıkarıyor. Türkiye’de trafik ışıkları kural olarak benimsenmiyor. Sürücüler için de, yayalar için de trafik ışığı sadece bir öneriden ibaret. Ben bana yeşil yandığında başka bir araç kırmızıda (üstelik hızla) geçip de bana çarpacak mı diye yol gözlemekten yoruldum.

Engelli geçişini engelleyen, kaldırıma park eden, dörtlülerini yaktığı için çift sıra park yapmayı ve daha bir ton kuralsızlığı kendine hak görenler var. Çevresine saygılı insanlarda dahi bu davranışları görüyorum; çünkü herkes yapıyor. Bir noktada bozulma başlamış ve toplumun öyle büyük bir kısmına sirayet etmiş ki, öteki türlü yaşamaya kalkınca yaşayamıyorsun ve sinirlendiğinle kalıyorsun. Sağ şeritteki araba haksız bir şekilde önüme kırarken, ben kurallara uyduğum için soldakinin önüne kırmıyorum ve yavaşlıyorum. Önümdeki düşünmüyor ama ikimizin de kaza riskiyle karşı karşıya olduğumuz gerçeğini bir yana bırakayım, hakkımı yiyor. Ben kurallara uyduğum için, trafikte her gün hakkım yeniyor.

Devlet trafiği düzenlemek için çaba sarf ediyor. Fakat bu çaba ya yetersiz, ya da anlamsız. Yetersiz, çünkü denetimler ve yaptırımlar eksik. Araçların hızlı gitmesine arada sırada radar denetimi yaparak engel olamıyorlar. Ya da kırmızıda geçen bir araca ceza yazılıyorsa, kalan doksan dokuzuna yazamıyorlar. Anlamsız, çünkü uygulayamayacakları kurallar belirliyorlar. Bu ülkede bu yıla kadar yaya önceliği hayalden ibaretti. Şimdi yaya geçitlerinin önüne “Önce Yaya” yazıp, mesajlarla bilgilendirme yaparak, göstermelik cezalar keserek bu kuralı dayatabileceklerini sanıyorlar. Ben her gün yaya önceliğinin hiçe sayıldığına sayısız defa şahit oluyorum ve birilerinin kendisinin geçiş üstünlüğü olduğu söylendiği için zarar görmesinden korkuyorum.

Türkiye’de trafik nasıl düzelir, ben de bilmiyorum. Fakat insanlar empati kurmayı öğrenmedikçe düzelmeyecek, bunu biliyorum. Her gün, trafikteki neredeyse herkes bir başkasının hakkını gasp ediyor. Bunu herkes ama herkes, istemeden de olsa yapıyor; çünkü bir noktada mecbur bırakılıyoruz. Belki mecburen de olsa bunu yapıyoruz, ama bari karşıdakiyle empati kurup hatalı olduğumuzu kabul edersek kendimizi değiştirmek için bir adım atmış olabiliriz.

%d bloggers like this: