Taş Devri’nde Günlük Yaşam

Dr. Yuval Noah Harari’nin verdiği “İnsanlığın Kısa Tarihi” adlı derse devam ediyorum ve Taş Devri hakkındaki bölümü tamamladım. Aldığım ilginç notlar aşağıda:

  • Günümüzde obezitenin bu kadar yaygın olmasının sebebi, atalarımızın yaşayış şekilleri. 50 bin yıl önce çölde yürüyen bir kadın, meyve dolu bir ağaçla karşılaşsaydı, tüm meyveleri yemeye çalışırdı. Bunun nedeni, az yiyip ertesi gün geri döndüğünde meyveleri bulamama ihtimaliydi.
  • 50 bin yıl önce insanların çekirdek aileleri yoktu. Dolayısıyla tek eşlilik bulunmuyordu. Bir erkek veya bir kadın, birden çok insanla aynı anda ya da farklı zamanlarda ilişkiye girebiliyordu. Evlilik konsepti bulunmuyordu.
  • Yine de bu insanlar küçük komünlerin içinde yaşıyorlardı ve komündeki herkes birbirini çok iyi tanıyordu. Seks hayatları tek gecelik ilişkilerden oluşmuyordu; bunun yerine çok iyi tanıdıkları biriyle olan ilişkilerini bırakıp yine çok iyi tanıdıkları başka biriyle ilişkiye giriyorlardı.
  • Bu nedenle ebeveynlik de oldukça farklıydı. Çocuklar çiftler tarafından değil, tüm komün tarafından yetiştiriliyordu. Çocuk en çok annesine yakındı. Babalık kavramı bulunmuyordu. Kollektif babalık vardı; çünkü çocuğun kimden olduğu bilinmiyordu.
  • Çocuğun, spermin kadın rahmine düşmesiyle oluştuğu biliniyordu ama birden çok kişinin dölünün aynı çocukta olabileceği düşünülüyordu. Bu nedenle hamile kadınlar bolca seks yaparak, erkeklerin en iyi yönlerini çocuğa geçirmeye çalışıyorlardı.
  • Eğer bu teoriler doğruysa, bugün yaşadığımız romantik ve ailevi sorunların kaynağı da atalarımız. Çünkü birden çok insanla ilişkiye girmeye programlanmışız ama bugün tek eşli olup çekirdek aile kurmaya zorlanıyoruz.
  • Köpekler, Homo Sapiens’in evcilleştirdiği ilk hayvan. Yaklaşık 15 bin yıl önce, tarımsal devrim yaşanmadan önce başlamış. Köpekler de, insanlar gibi gömülüyordu.
  • Köpekler avlanmada, kavgada ve alarm sistemi olarak kullanılıyordu. Havlayan köpek iyiydi. Köpekler de insanlarla birlikte evrildi ve iki cins, birbirini daha iyi anlayacak şekilde gelişti.
  • İnsan grupları arasında dayanışma da oluyordu, düşmanlık da. Çevredeki kaynakları tüketme konusunda savaşırlarken, ortak ava çıktıkları da oluyordu. Gruplar arasında üye alışverişi yapılıyordu ve yılın belli zamanlarında topluca dini vs. festival kutlamaları yapıyorlardı.
  • Yemek arayışı, grupları sürekli yer değiştirmeye zorluyordu. Yalnızca su kenarında kalıcı kamplar kuruyorlardı. Bunun sebebi de denizin bolca yiyecek sunabilmesiydi.
  • Kalori açısından insanlar avcıdan çok toplayıcıydı.
  • O günlerin insanlarının çoğu, bugünün maratoncuları gibi atletikti; çünkü hayatta kalmak için sürekli ağaca tırmanmaları, kaplanlardan kaçmaları, iyi koşmaları vs. gerekiyordu.
  • O zamanın insanları, bireysel olarak bizden çok daha fazla bilgiye ve teknik yetkinliklere sahipti; çünkü her şeyi kendileri yapmak zorundaydı. Yiyecekleri yemeği kendileri bulmalı, giyecekleri ayakkabıyı kendileri yapmalıydı. O zamandan bugüne, Homo Sapiens’in beyni de gittikçe küçüldü.
  • Hayatları bizden daha iyiydi. En iyi durumdaki ülkelerde çalışan insanlar haftada 40-45 saat çalışıyorlar ama o zamanlar insanlar 35-45 saat arası çalışıyorlardı. Hayatları daha basitti, ev işleri yoktu, ödeyecek faturaları yoktu.
  • Bizden çok daha iyi besleniyorlardı. Avcı / toplayıcılar bizden daha uzun ve sağlıklılardı; çünkü diyetlerindeki yiyecekler çok çeşitliydi. Ortalama 30-40 yıl yaşıyorlardı ama bu süre 200 yıl öncesine kadar da aynıydı. Ayrıca, 30-40 yıllık süre aslında istatistiksel bir yanlış yönlendirme içeriyor. Çocuklarda ölüm oranı çok yüksek olduğu için, genel ortalama da düşük çıkıyor. 15-20 yaşına kadar gelebilen çocukların ortanı yaklaşık 1/4’tü ama bu yaşa kadar gelebilenlerin 60-80 yıl arası yaşama olasılığı oldukça yüksekti.
  • Enfeksiyonlardan bize göre daha az etkileniyorlardı. Bunun sebebi ise, bizi etkileyen enfeksiyonların genelde evcilleştirilmiş hayvanlardan çıkmasıdır. Bir diğer sebebi ise insanların küçük gruplar halinde yaşamalarıydı. Böyle ortamlar da enfeksiyonlar için çok da ideal ortamlar değil.
  • Taş Devri insanları animistik düşünceye sahiplerdi. Tepedeki bir kaya canlı olabilirdi, mutlu ya da üzgün olabilirdi. Bu kayayla anlaşmalar bile yapabilirlerdi. Onlara göre her şeyin bir ruhu vardı, her şey yaşıyordu ve onlarla iletişim kurulabilirdi.
  • Ruhani iletişimlerini çevrelerindeki nesnelerle kuruyorlardı. Büyük tanrıları yoktu. Herhangi bir hayvan ya da bir nesneden kendilerini üstün görmezlerdi. Her şey onlar için kendileriyle aynı seviyedeydi. Ortak noktaları, dünyayı paylaşmalarıydı.

Yatak Odası Diyalogları

Birol Güven yazmış; Levent Ülgen ve Goncagül Sunar (eskiden Sedef Avcı) başrollerde. Oyunun tanıtımında bağıra bağıra “Birol Güven TV’de anlatamadıklarını yazdı!” deniyor. Kendisi bildiğiniz ya da bilmediğiniz üzere Çocuklar Duymasın’ın da senaristi. Anlaşılan Çocuklar Duymasın’da seks üzerine yapamadığı muhabbetleri oyunlaştırmaya karar vermiş. Tuğçe inatla bunun absürd komedi olduğunu söylese de ben “fazla” absürd buldum. Bilmem o bölümü izlediniz mi ama Çocuklar Duymasın’da seks ile alakalı aklımda kalmış bir sahne var: Meltem, Tamer’e sevişmek için açık kapı bırakır, Tamer anında gaza gelir, “sen burda bekle, ben hemen berbere gidip bir traş olup geliyorum,” der heyecanla. Şimdi siz bu sahneyi alıyorsunuz, ucundan kıyısından tutup çekiştiriyorsunuz, karşınıza bu oyun çıkıyor.

Konuyu şimdilik bir kenara bırakıp oyunculardan bahsedelim. Levent Ülgen’e bayıldım. Daha önce dizilerde de oynamış kendisi ama ben pek dizi izlemediğim için oyunculuğunu görmemiştim. Bedenini ve mimiklerini kullanışı harikaydı, zaten sesi de çok güzel. Oyunda daha önce kadın başrolü Sedef Avcı oynuyormuş; ancak sanırım doğum yapacağından dolayı Goncagül Sunar ile devam etme kararı almışlar. Sedef Avcı’yı tanımıyorum ama Goncagül Sunar’ı daha önceden birkaç kez izlemişliğim var. Erkeğe göre daha ağırbaşlı bir rolü var – ki zaten tanıyanlar bu rolün aslında Goncagül Sunar için yazılmış olduğunu hissedebilirler. Başroller dışında iki de yan rol bulunuyor. Birisi erkek başrolün kankası, diğeri kadın başrolün yakın arkadaşı. Kanka rolündeki eleman hiç sırıtmadı ama şu yakın arkadaşı oynayan kadının ses tonu ve sesini kullanışı o kadar iticiydi ki, sanki oyun oynamaya değil deneme çekimlerine gelmiş.

Dekorlar da oyunun bir diğer iyi tarafıydı. Sahne toparlanırken ya da sahnede bir şey değiştirilecekse yukarıdaki bir perdeye projeksiyonla erkek ve kadın ilişkilerine göndermede bulunan bilindik veya o an sahneyi ilgilendiren sözler aktarılıyordu. Bu da seyircinin dikkatini, karanlıkta sahneyi düzelten elemandan başka yöne kaydırıyordu. Aynı zamanda başrollerin arkadaşlarıyla olan konuşmaları da sahne kenarlarında ışığın betimlemesiyle ön plana çıkarılmıştı – ki gayet hoştu.

Konuya tekrar dönelim. Aslında senaryo, erkeğin seks iştahını ve kadının özellikle bu toplumda sanki bu seks iştahını gidermek için var olduğu kanısına göndermelerde bulunuyor. “Eğer kadın, kocasının cinsel isteğini karşılayamıyorsa, koca bu isteği karşılayacak başkasını bulabilir,” mantığını silmeye çalıştığı da kesin. Birol Güven’in “mesaj verme kaygısı” taşıyan senaryolarını az çok biliyoruz. Her ne kadar vermeye çalıştığı mesaj güzel olsa da, Birol Güven bu mesajı gizlemeyi bir türlü başaramıyor. Ben de açık mesaj veren tiyatro oyunlarını ya da sinema filmlerini sevemiyorum.

Diğer bir taraftan senaryoda hoşuma gitmeyen taraf ise seksin, olması gerekenden farklı bir ritüel gibi gösterilmesi. Senaryoya göre Türk erkeği bir an önce sevişip uyumak isterken, Türk kadını güzel sözler, çiçekler, temiz bir vücut, traşsız yanaklar vs. istiyor. Tamam, erkeğin kafa çok yanlış çalışıyor; ama seks kadının betimlediği gibi de olmamalı. Seks bir ritüelse, bu ritüele berber girmemeli, önsevişme girmeli. Güzel sözler ya da çiçekler formalite icabı verilmemeli, duygu içermeli. Birol Güven’in vermeye çalıştığı mesajın ben artık eskilerde kaldığı düşüncesindeyim; çünkü internet çağının gelmesiyle beraber global bilgiye ulaşım kolaylığı arttı. Bu da bence daha bilinçli bireylerin varlığına yol açıyor – her konuda. O nedenle oyun bence 40 yaş üstüne daha uygun diyor ve eyyorlamama burda son veriyorum.

Oyunun sonunu hatırlamıyorum yalnız, iyi mi.

%d bloggers like this: