Erkekten Pizza Hamuru ve Pişirme Tarifi

Malzemeler

  • 1 su bardağı (200 ml) ılık su
  • 1 paket (1o gr) kuru maya
  • 1 tatlı kaşığı toz şeker
  • 2 çay kaşığı tuz
  • 1 yemek kaşığı (15 ml) zeytinyağı
  • 3.5 su bardağı (700 ml) beyaz un
  • En az 2 litrelik yoğurma kabı
  • Un için elek
  • Oklava
  • 2 adet yağlı kağıt
  • Pizza üstü malzemeleri

Beklenen sonuç

2 tepsi ince pizza.

Tarif

Yoğurma kabına ılık suyu dökün; kuru maya ve toz şekeri yayarak ekledikten sonra 5 dakika bekleyin.

Tuz ve zeytinyağını ilave edin.

Unu eleyerek kaba ekleyin. Elinizle karıştırdıktan sonra 5 dakika boyunca yoğurun.

Yoğurma kabını streç filmle kapatın ve 1 saat oda sıcaklığında dinlenmeye bırakın. Hamurun bu süre sonunda kabarması gerekiyor.

Kabarmış hamuru homojenize olacak şekilde 30 saniye kadar yoğurup ikiye bölün. Her bir parça bir tepsi için açılacak.

Yağlı kağıdı tezgaha serin, hamurun yapışmaması için kağıt üzerine bir miktar un serpin ve hamuru kağıt üstünde oklavayla açabildiğiniz kadar ince açın.

Her bir tepsi, önceden 200 dereceye ısıtılmış fırında 10 dakika pişmeli.

Sonrasında hamurun üzerine pizza üstü malzemelerini yerleştirin ve 20 dakika kadar daha pişirin. Pizza hazır.

Pizza üstü malzemeleri

Burası tamamen sizin hayal gücünüze kalmış. Benim favorim en alttan başlayarak pesto sos, rende kaşar, dilimlenmiş beyaz et, mısır, siyah zeytin ve cheddar.

Ankara’da ne yenir?

Bahsettiğim şey tabii ki ev yemekleri değil. Bir Adanalı olarak Adana’da birçok iyi restoran ve cafe alternatifi bulunsa da, aynı durum Ankara için geçerli değil. Ankara’da geçirdiğim 5 yıl boyunca arabam olmadığı için ne yazık ki metronun ya da okul servisimin gidemediği yerlere pek gidemedim, ama bu sınırlar içerisinde oldukça sevdiğim yemekçiler oldu. İstanbul’a taşınalı 1 ay olmuşken geride bir referans bırakmak adına Ankara’da neler yenebileceği hakkında bir yazı yazmak istedim.

Mercimek Çorbası: Devrez

Esat üzerinde bulunuyor ve yanılmıyorsam 24 saat açık. Çorba kadar sunumları da oldukça güzel ve fiyatlar orta halli. Masada tabak olmadan nasıl salata yenir öğrenmek istiyorsanız bir uğrayın. 🙂

Pizza: Pizzacı Altan

Burayı ne yazık ki çok geç keşfettim; İstanbul’a taşınmadan yaklaşık 1 hafta önce beni buraya Berkan götürdü; o bir hafta iki güne bir pizza yemeye buraya gittik. Yaklaşık 2 yıldır açıklar ve Kennedy üzerindeler. Yakında Ankara’da ODTÜ ve Bilkent şubelerini açmayı planlıyorlarmış. Şu anda hatırlamadığım bir tatil beldesine de şube açacaklar. Ustası 2 yıl İtalya’da ve Almanya’da kalmış. Gerçek İtalyan pizzası yaptığını iddia ediyor ama ben öyle düşünmüyorum. Yine de pizzaları çok lezzetli. Pizza boyları standart ve en pahalı pizza yanlış hatırlamıyorsam 13 TL idi. Beni doyuruyor. Karışık pizzayı normalde sevmem ama buradaki hoşuma gitti. Özel iki lezzet denemek isterseniz etli pizza ve pastırmalı pizza şahane.

Pizza: Turtles Pizza

Mekanın kendisine hiç gitmedim ama sıkça Yemeksepeti üzerinden sipariş verdik. Pizzaları Altan’ınki kadar özel bir lezzete sahip olmasa da oldukça lezzetli. “Maç Menüsü” özellikle güzel. Pizzalarının özel tarafı ise çok büyük olmaları. 50 cm çapında pizza yapıyorlar. İlk sipariş verdiğimizde pizza kutusu düz bir şekilde kapıdan geçmemişti. Şimdi kutuları biraz küçülttüler – artık kapıdan geçebiliyor, ancak pizzanın bir kenarı hafif kıvrılmış şekilde geliyor; çünkü kutuya sığmıyor. 🙂 Fiyatı pizzanın boyutlarına göre oldukça ucuz. 50 cm çapındaki pizza normal boyutlardaki 4 insanı tıka basa doyurabilir.

Piliç Çeşitleri: Germeç Piliç

Hayatımda yediğim tartışmasız açık ara en iyi piliç ürünlerini burası yapıyor. Fiyatları gün geçtikçe artsa da hala birçok alternatifine göre ucuz. Birkaç ay önce 24 saat çalışmaya başladılar ve gece 3.30’a kadar da eve servis yapıyorlar. Piliç seviyorsanız mutlaka denemelisiniz. Pilavlarının tadı günden güne değişiyor; ama eğer sıcak ve taze pilava rast gelirseniz, hele bir de o pilavın üstüne ızgarada pişmiş tavuğun yağı akmışsa gel de yeme de yanında yat. Benim favorim Germeç Spesiyal. Birçok ürününü deneme imkanı bulabiliyorsunuz. Kaburga, pirzola ve kanat ayrıca şahane.

Kokoreç: Kokoreççi Hacı

 

İzmir usulü kokorecin ne demek olduğunu ben Hacı sayesinde öğrendim. Ondan sonra fark ettim ki, ben o güne kadar hiç kokoreç yememişim. Ankara’da kokoreci İzmir usulü yapan farklı yerler de keşfettim ama hiçbiri Hacı’nın lezzetinin yanına bile yaklaşamadı. Eğer Adanalıysanız ve şırdanı seviyorsanız, bu usul kokoreci de seveceksiniz. İnce ince kıymak yerine kokoreci fırınlayıp büyük parçalar halinde doğruyorlar. Üzerine isterseniz acı. Bence daha iyisi yok. Bu arada tabii ki söylemek gerek: Yemeniz gereken kokoreç türü fırın kokoreç.

Hamburger: The Bigos

Ankara’da “Burger & Beer” konseptine sahip olan çok fazla mekan yok. The Bigos bunlardan biri. 7. caddenin sonu ile 6. caddenin kesiştiği yerde ve akşamları yer bulmak oldukça zor olabiliyor. Hamburgerleri hala yediğim en güzel hamburgerler. İstanbul’da da birkaç yerde yedim, ancak bu konudaki kararım değişmedi. Üstelik hamburger, patates ve biraya toplamda 20 TL gibi bir fiyata sahip olabiliyorsunuz. Sundukları sos çeşitleri de ayrı güzel. Jack & Daniels’ın barbekü sosunu ilk defa burda yedim – içinde viski de mevcut ve tadı çok güzel. Bigos’un konsepti direkt olarak ABD’ye selam çakıyor, bu nedenle burda Dr. Pepper ve Mountain Dew gibi içecekler, Oreo gibi kurabiyeler ve ABD menşeili soslar da bulmanız mümkün. Bunun yanında tavukları ve balıklarını da denedim, onlar da gayet güzel ama hamburgerlerini tek geçerim.

Fırın Ürünleri: Big Baker

Yanlış bilmiyorsam açılalı 1 yıl oldu ya da olmadı. Kısa bir süre sonra da favori kahvaltı mekanımız oldu. Yazın açık havada, kışınsa kapalı balkon tarzında hizmet veriyorlar. İçeride otururken fırınla aranızda herhangi bir duvar yok, bu nedenle mutfağı sürekli izleyebiliyorsunuz. Kendi ekmeklerini kendileri yapıyor ve hamur kullandıkları ürünlerinde kendi fırınlarını kullanıyorlar – ki buna hamburger ve pizza da dahil. Ancak benim buradaki favori yiyeceğim bir Karadeniz harikası olan Mıhlama. Mıhlamayla birlikte kendi ekmeklerinden de getiriyorlar ki ban babam ban.

Makarna: Bacchus

Gerçek İtalyan makarnası aramıyorsanız ama orgazmik bir makarna yiyeyim diyorsanız, aradığınız mekan burası. Maksimum 14 TL’ye Ankara’da yiyebileceğiniz en iyi makarnalardan birini burada yiyebilirsiniz. Hacettepe Üniversitesi’nin hemen arka tarafında Hamamönü’nde konuşlanmış; yani öğrencilerle iç içesiniz. Fettucini ya da Tagliatelle gibi çeşitleri yok. Sadece Penne ve Spagetti yapıyorlar ama her bir Penne çeşidi birbirinden güzel. Özellikle (köri soslu, sebzeli) tavuklu penneler bir harika. Benim gibi yemek azmanı bir insan sabah burada bir porsiyon makarna yiyip ertesi güne kadar tok kalabiliyor. Porsiyonları da işte böyle doyurucu. Gerçi genelde Tuğçe’nin bitiremediklerini de ben yiyorum ama olsun. 🙂

Tatlı: Aylak Madam

Yemeklerini o kadar da sevmiyorum ama ortamı ve tatlıları oldukça güzel. Dondurmalı Brownie özellikle denemeye değer. Sıcak şarap içmek için de alternatif bir mekan olarak düşünülebilir. Eskiden Don Kişot vardı, oranın sıcak şarabı çok iyiydi. Son gittiğimizde pek beğenmedik, şimdi de baktım ve gördüm ki işletmeci ortak arıyorlar ve mekanı değiştirme niyetindeler. O nedenle Don Kişot’u ek olarak yazmak istemedim.

Nargile: Tömbeki

Genel olarak Kızılay’da gidilebilecek nadir bir iki nargileciden biri. Bahçeli 7. caddedeki Havelka kalitesinde yapıyorlar. Alkollü bir mekan olmaları nargilenin yanında artı oluyor.

Şimdilik aklıma gelen mekanlar bu kadar. Eminim ki unuttuğum birkaç mekan daha var ama şu anda ne kadar düşünürsem düşüneyim aklıma gelmiyor. Aklıma yeni bir şeyler gelirse bu yazıya not düşerek gerekli düzenlemeleri yaparım. Sizin favori mekanlarınız varsa siz de yazabilirsiniz.

Erkekten Tavuk Suyuna Şehriyeli Çorba Tarifi

Adana’da olduğum için bir süredir yazamıyordum, bir erkekten tarifi ile döneyim dedim. Tuğçe hasta olunca isteği üzerine, onun belki bir saatte yapabileceği bu çorbayı oturdum bir(kaç) saatte yaptım. Ama güzel oldu. İçine sevgimi kattım. 🙂

2 kişi için:

Süre: ~90 dk.

1/2 kg. tavuk göğsü
2 lt. su
1 tatlı kaşığı silme tuz

1 yemek kaşığı dolusu tereyağı
1 yemek kaşığı silme domates salçası
2 adet orta boy domates
5 sap maydonoz
2 kahve fincanı yıldız şehriye
(~40 ml)

Çorba kasesine dökülmek üzere birer tutam kuru nane
Yine çorba kasesine dökülmek üzere limonun suyu

Tercihen, tavuğu hızlı haşlayabilmek için düdüklü tencere
Güzelinden bir kepçe 🙂
Yaklaşık 1.2 lt hacme sahip küçük çelik tencere

Tarif:

Öncelikle yapacağımız şey tavuk göğüslerini olduğu gibi normal ya da düdüklü tencereye 2 litre su ile beraber koyup, tuzu da ekledikten sonra haşlamaya bırakmak. Tuğçe düdüklümsü bir normal tencerede haşladı, yaklaşık 40-50 dk. sürdü. Bundan sonra suyu olduğu gibi tencerenin içinde bırakıp tavukları bir tabağa koyarak soğumalarını bekliyoruz.

Yemeğin en önemli noktalarından birisi burası. Tavuklar soğuduktan sonra yaklaşık 100 gramını tiftikleyeceğiz. Geri kalan tavukları kullanmayacağız, onları başka zaman kullanırsınız artık. 🙂 Fazladan tavuk haşlamamızın sebebi bolca tavuk suyu elde edebilmek. Bu işlemin sonunda biraz tavuk suyu da artacak ama kesin olarak o dengeyi kurmak biraz zor. O nedenle biraz fazladan tavuk suyu elde etmekte bence sakınca yok. Az önce söylediğim gibi, tiftikleme kısmı çok önemli. Çorbayı içerken sanki yemek yiyormuş gibi olmamak için olabildiğince ince uzun tiftikler elde etmemiz gerekiyor. Aşağıdaki gibi görünmeli:

Tiftiklenmiş Tavuk Göğsü

 

Şimdi gelelim asıl çorbayı yapmaya. Burda yaklaşık 1 ila 1.2 litrelik bir tencere kullanmamızın sebebi, tencereye ekleyeceğimiz tavuk suyunun hesabını yapmak için ekstradan uğraşmamıza gerek bırakmaması. Ön hazırlık olarak domatesleri soyup rendeliyoruz, maydonozları saplarından ayırıp küçük küçük doğruyoruz.

Tencereye önce tereyağını ekleyip eritiyoruz. Hemen ardından domates salçasını da ekleyip yağ içinde eriyene kadar karıştırıyoruz. Normalde salça eklemeye gerek yok, ancak Tuğçe’nin söylediğine göre kış domatesinin tatsızlığını bir nebze gideriyormuş. Yani yaz domatesiyle yapıyorsanız, hele de Adana gibi mis kokulu domateslerin memleketinde yaşıyorsanız salçaya gerek yok. Bu işlemden sonra da rendelenmiş domatesleri de tencereye ekleyip birbirlerine iyice karışmalarını sağlamak için orta ateşte karıştırmaya devam ediyoruz. Domateslerin çekirdeklerini yok sayarsak homojene yakın bir görünüm elde ettiğimizde – ki bu görünüm tenceredeki harç kaynamaya başladıktan sonra kendini gösterecektir – tencereyi 1 litreye tamamlayacak şekilde tavuk suyunu kepçeyle tek tek ekliyoruz. Eğer tencerenizin hacmini bilmiyorsanız 4.5 * 180 ml hesabıyla tavuk suyu ekleyebilirsiniz. Bir su bardağı ortalama olarak 200 ml hacme sahip. Tamamen ağzına kadar dolduramayacağınız için bir su bardağına 180 ml imişçesine davranmakta sakınca yok. 🙂

Bundan sonrası artık çorbanın kaynamasına bakıyor. Çorba kaynadıktan sonra önce maydonozları ekleyip bir karıştırıyoruz. Ardından şehriyeleri dökerek karıştırmaya devam ediyoruz ki dibi tutmasın, yanmasın, şehriyeler yapış yapış olmasın. Şehriyeler biraz şişmeye başlayınca, tiftiklenmiş tavuk göğsünü de ekliyoruz. Şehriyeler iyice pişip şişene ve tavuk göğüsleri iyice ısınana kadar pişirmeye devam ediyoruz. Çorba çok kıvamlı olmayacaktır. Yani hazır çorbalar gibi kıvam kazanmasını beklemeye gerek yok. Şehriyeler pişince çorba da pişmiş demektir. 🙂

Çorbayı beklemeden kaselere paylaştırıp, nanesini ve limonunu da ekleyerek hasta sevgilinize götürebilirsiniz, afiyet şifa olsun. 🙂

Bu arada çorbanın fotoğrafını da çekmiştim ama telefonda yer kalmadığı için kaydedilmemiş, tiftik fotoğrafıyla yetineceğiz artık.