The Hobbit: An Unexpected Journey

Filme üçüncü gidişimden sonra artık bir şeyler karalamanın zamanı geldi. Yazı spoiler içerebilir, okumak sizin inisiyatifinizde.

Öncelikle söylemem gerekiyor, Hobbit’in de kitabını okumuştum, ancak herhalde 10 yaşımda falandım. O nedenle kitaptan hiçbir şey hatırlamıyorum. Yine de filmi daha ilk duyurulduğundan beri bekliyordum, beklememe kesinlikle değdiğini söyleyebilirim. Tolkien’a ait, film uyarlaması yapılacak herhangi bir şeyin katı bir şekilde Peter Jackson’a emanet edilmesi taraftarlığımı bu filmle birlikte daha da kanıksadım. Ben onun hayal gücüne ve beyaz perdeye uyarlamalarına alıştım ve bunu değiştirmek istemiyorum.

Filmin çok uzun olduğuyla ilgili yorumlar var. Yüzüklerin Efendisi üç koca kitaptan oluşuyordu ve toplamda kesilmiş sahnelerle beraber 12 saatlik bir şölenle beyaz perdeye aktarılmıştı. Bunun yanında Hobbit tek ve daha kısa bir kitap olarak yine üç film olarak aktarılıyor. Üstelik filmler yine uzun; yani en azından ilk film Unexpected Journey 2 saat 50 dakika. Bu eleştirileri klasik bir sinema izleyicisinin vermesini anlayabilirim. Ancak benim film uzunluklarıyla ilgili başka tecrübelerim var. Bana daha çocukluğumda kitap okumayı sevdiren Harry Potter serisinin film uyarlamalarını acıyla hatırlıyorum. 1000 sayfanın üzerinde olan dördüncü kitabının film uyarlaması sadece 2 saatti. Üstelik ben daha çok öncesinden “uzun yaparlar, kitabı ikiye bölüp film yaparlar,” gibisinden beklentiler içerisine girmiş ve filmin çıkmasıyla beraber hayal kırıklığına uğramıştım. Benim fikrim, “ne kadar uzun, o kadar iyi,” olduğu yönünde; çünkü kendimi o dünyanın içerisine attığım zaman kendimi mutlu hissediyorum. O dünyada ne kadar farklı maceralar yaşayabilirsem, ne kadar uzun süre o dünyanın içerisinde kalabilirsem bundan o kadar fazla keyif alacağımı biliyorum. Bu nedenle bazı Tolkien fanatiklerini anlayamıyorum. Hala Yüzüklerin Efendisi’nin uyarlamasınında filme aktarılmayan birçok şey olduğu için Hobbit’in bu kadar uzun uyarlanmasını doğru bulmuyorlar. Ben de isterdim Yüzüklerin Efendisi serisi daha da uzun olsun. Ama geçmiş geçmişte kaldı ve şimdi Hobbit işte bu mantıkla çekiliyor. Uzun ve olabilen her şeyi filme sığdırmaya çalışarak. Buna sevinmek gerekmez mi? Şahsen bu durum beni mutlu ediyor.

Filmin uzunluğu bir yana, bu uzunluğu müziklerle sağlamışlar diyenler de var. Ben kod yazarken ya da bir proje üzerinde çalışırken kulaklığımı takıp arkaplana Yüzüklerin Efendisi’nin film müziklerini koyuyorum. Yaptığım işe nasıl gömülebildiğimi tahmin edemezsiniz. Bunu bana bu müzikler sağlıyor ve o kadar güzeller ki, keşke daha fazla olsalar diyorum. Hobbit bana bunu da sağladı. Yüzüklerin Efendisi’nde her filmin yaklaşık 18-19 film müziği bulunuyordu. Hobbit’in daha ilk filminde bu sayı 32. Bunu fark ettiğimde keyiften nasıl dört köşe olduğumu ben bilirim. Daha şimdiden playlist’ime koydum ve artık çalışırken yaklaşık 6 saatlik bir döngüye sahibim. Bunun dışında, Hobbit her ne kadar 13+ yaşındaki izleyici kitlesine hitap etse de bildiğim kadarıyla bir çocuk kitabı olarak tasarlanmış. Müzikal nezdindeki sahneler biraz bu tasarıya gönderme de yapıyor olabilir – kaldı ki filmin en sevdiğim sahnelerinden ikisi arkaplanda Blunt the Knives ile cücelerin masayı toplaması ve Thorin’in Misty Mountains‘ı söylemesi. Tüylerimi diken diken eden bu müzikle birlikte işte fragman:

Bu aralar sürekli dinliyorum. Ayrıca bu bir dakikalık şaheserin bir de Neil Finn’in seslendirdiği biraz daha uzun bir versiyonu var. Biraz daha neşeli yapılmış. O versiyonu da oldukça sevdim ve daha uzun olduğu için onu da sık sık dinliyorum.

Bir de Martin Freeman var tabii, Bilbo rolünde. Bu adamı Otostopçunun Galaksi Rehberi filminde Arthur Dent rolüyle gördüğümden beri takip etmeye çalışıyorum. İzlediğim bütün belli başlı rollerinde adeta bir İngiliz Beyefendisi ve sanki rol yapmıyormuş da kendi hayatı böyleymiş gibi. Çünkü oynadığı karakterler de birbirine oldukça benziyor ve bunun üzerine bir de o karakterlere aynı çekingenlik ve sıkılganlıkla hayat veriyor. Arthur Dent böyleydi, Sherlock dizisinde John Watson böyleydi ve şimdi de Hobbit’te Bilbo Baggins böyle. Bazıları bunu sıkıcı bulabilir ama benim çok hoşuma gidiyor ve Martin Freeman’ı daha fazla görme isteği doğuruyor.

Tüm bunlar dışında birkaç söylentiyi de aktarmadan geçmeyeyim:

  • Orlando Bloom, Legolas rolü ile görüneceği 1 dakikalık bir sahne için $2 milyon alacakmış.
  • Legolas dışında Aragorn ve Gimli görünmeyecekmiş.
  • Beş Ordular Savaşı son filmde yer alacakmış ve söylendiğine göre uzun bir şekilde filme aktarılmış. Yani epik bir savaş daha izleyeceğiz gibi görünüyor.

Söylentilerin dışında, diğer iki filmin isimleri ve çıkış tarihleri de şöyle:

  • The Hobbit: The Desolation of Smaug – 13 Aralık 2013
  • The Hobbit: There and Back Again – 18 Temmuz 2014

Ben çoktan bekleyişe geçtim bile. 🙂

4 thoughts on “The Hobbit: An Unexpected Journey

Leave a Reply